Muhammedilerin İlim Yurdu

ŞİA NASIL BİR MEZHEPTİR?

16th Şubat 2008

ŞİA NASIL BİR MEZHEPTİR?

Hz. Peygamber’in vefatından sonra İmametin Hz. Ali ve evlatlarına ait bir hak olup nass ve tayinle gerçekleşeceğini iddia eden birbirlerinden farklı mezheplerin müşterek adı.

Şîa kelimesi Arapcada şe-ye-a kökünden fırka, bölük, taraftar, yardımcı, bir kimseye uyan ve yardımcı olan manalarına gelen bir kelimedir. Kur’ân-ı Kerîm’de değişik yerlerde geçen bu kelime (bk. el-En’am, 6/65, 159; el-Hicr, 15/10; Meryem, 19/69; el-Kasas, 28/4, 15; er-Rûm, 30/32; Sebe, 34/54; el-Kamer,54/-51; es-Saffât, 37/83) Arapçada daha çok taraftar anlamında kullanılmıştır. Genel olarak halife Osman b. Affan’ın öldürülmesinden sonra meydana gelen olaylarda Ali b. Ebi Talib tarafını tutan, onunla birlikte düşmanlarına karşı savaşan ve mücadele edenlere Ali b. Ebi Talib’in taraftarları (Şatu Ali b. Ebi Talib) denildiği görülmektedir (eş-Şehristan, el-Milel ve’nNihal, I, 146). Şîa kelimesinin bu manada kullanılışı genel olarak Hz. Hüseyin’in 10 Muharrem 61/10 Ekim 681 tarihinde Kerbelâ’da şehid edilişinden sonraya kadar devam etmiştir. Kerbelâ hadisesinden bir süre sonra Şîa kelimesi bir terim olarak Emevilere karşı Hz. Hüseyin’in intikamını almak, Hz. Ali ve soyunun haklarını aramak, onun nesline yardım etmek için bir araya gelenleri ve onlara taraftar olanları ifâde etmeye başlamıştır.

Şîa’nın ne zaman doğduğu konusu oldukça ihtilaflıdır. Şii kaynaklar, Hz. Peygamber zamanında, Ali b. Ebî Talib’i diğer sahabelerden üstün gören ve onu halifeliğe en layık sahabi olarak kabul eden Ebu Zer el-Gıfarî, Selmân el-Farisî, Mikdad b. el-Esved gibi ashabın ilk şiîler olduğunu, bu bakımdan Şîa’nın Hz. Peygamber devrinde doğduğunu belirtmektedir (bk. En-Nevbaht, Firaku’ş-şîa, Necef 1368, 39-40). Fakat Hz. Ali’yi üstün ve faziletli gören bu grup ile daha sonra mezhep olarak teşekkül etmiş olan Şîa’nın Hz. Peygamberin vefatını takiben, Hz. Ali’nin meşru halife olduğu iddiasıyla doğan tamamen bir siyasi hareket olarak çıktığı iddiası (bk. Bernard Lewis, the Origins of İsmailism, Cambridge 1940, 23 ve Ahmed Emin, Fecrul-İslâm, Kahire 1964, 266 vd.) yanında Hz. Osman’ın öldürülmesinden sonra (bk. J. Wellhausen, el-Havâric ve’ş-Şa, Kahire 1968, 146) veya Hz. Ali’nin halifeliği esnasında özellikle Camel ve Sıffın savaşlarını takiben (bk. İbnü’n-Nedim, el-Fihrist, Beyrut 1954, 175) yahut Hz. Ali’nin öldürülmesi ve cemaatin Muaviye b. Ebi Süfyan’a beyat etmesi ile doğduğu (bk. Taha Hüseyin, el-Fitnetu’l-Kübra, II, Kahire 1966, 175) ileri sürülür. Bütün bu olaylar Şîa’nın ortaya çıkış zamanını kesin olarak belirtmeseler de olayların hepsinin Şîa’nın gelişmesinde müessir olduğu görülmektedir.
Devamını Okumak İçin Tıkla »

Kategori Sorularla İslam, İlim Öğreniyorum | Yorum Yok

16th Şubat 2008

Tesettürle Alakalı Bazı Sorular

Sual: Babam, �Kızım açılmazsan hakkımı helal etmem� diyor. Ben de babamın kalbinin kırılmaması için ve bana hakkını helal etmesi için açılsam günah olur mu? Beyim de, açılmamı istiyor. �Ben de hakkımı helal etmem� diyor.
CEVAP
Dine aykırı işte hiç kimsenin sözüne uyulmaz. Ana, baba, koca ve âmir de emretse, onun sözü yerine getirilmez. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Hâlıka isyan olan işte, mahluka itaat olmaz.) [Hakim]

Yani ALLAH?a karşı gelinen, günah olan bir işte, mahluka yani insanların sözüne uyulmaz. Yaptırılan iş, ALLAH�ın rızasına uygun değilse, ana baba da, koca da söylese önemi yok, kalbi kırılmış olmaz. Bedduaları da geçerli olmaz. Ana babanın ve kocanın hatırı için günah işlenmez. Onlara ana hakkını, baba hakkını, koca hakkını veren de ALLAHü teâlâdır. Seni de onlara emanet etmiştir. Senin hakkın ne oluyor? Senin hakkını niye hiç gündeme getirmiyorlar? Hepimiz en önce ALLAHü teâlânın hakkına yani dinimizin emir ve yasaklarına riayet etmeliyiz.

Sual: Kadınların tam tesettürlü haşema ile bayanlarla beraber denize girmesi niye caiz değildir?

Devamını Okumak İçin Tıkla »

Kategori Fıkıh ve Akaid, Sorularla İslam, İlim Öğreniyorum | Yorum Yok

16th Şubat 2008

HARİCİLER - MÜRCİLER

HARİCİLER - MÜRCİLER

SORU: “- YÖK’ün isteği üzerine; Prof. Dr.Hüseyin Atay, Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Prof. Dr. Beyza Bilgin, Prof. Dr. Rami Ayas, Dr. Arif Güneş ve Dr. Hasan Elik isimli öğretim üyeleri, “İslam Gerçeği” ismini verdikleri bir eser hazırlamışlardır. Bu eserde “-İtikadi mezhepleri iki ana kola ayırmak gerekir. Bu iki ana kol, İslam tarihi boyunca mezhepleri etkilemiştir. Bunlar Hariciler, yani ameli imandan sayanlar mezhebi ve Mürcie, yani iman ile ameli ayıranlar mezhebidir” (sh:30) denilmektetidir. (..) İman ile amel arasındaki münasebet hususunda, Ehl-i sünnet’in görüşüne yer verilmemektedir. Ayrıca İmam-ı Azam Ebu Hanife “Mürcie” ilan edilmiştir. (Sh:31) İman ile amel arasındaki münasebetin keyfiyeti açısından; Ehl-i sünnet, Harici ve Mürcie mezhepleri arasında ne gibi farklar vardır?”

CEVAP: Bahsettiğiniz “İslam Gerçeği” isimli eser; YÖK’ün değil, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri’nin isteği üzerine hazırlanmıştır. Eserin yazarlarından Prof. Dr. Hüseyin Atay; bir televizyon programında, bunu itiraf etmiştir. Bu tesbitten sonra sualinize geçebiliriz. Ehl-i Sünnet’e göre imanın rükünleri; kalp ile tasdik ve dil ile ikrardır. İman ile amel birbirinin cüz’ü değildir. İmam-ı Azam Ebu Hanife (rh.a) “El Vasiyye” isimli eserinde: “-Sonra amel imandan, amel de imandan başkadır. Çünkü çoğu zaman mü’minden amel yapma mükellefiyeti kalkabilir. Ancak “Amel kalktığı zaman iman da kalkar” denilmesi caiz değildir. Zira hayız halindeki bir kadından; o hal içerisinde iken, namaz ibadeti kalkar. Böyle bir kadın için iman da kendisinden kalkar diyemeyiz. Yahut kendisine imanı da terketmesi emredilir denilemez. Yine fakire zekat yoktur denilir.

Devamını Okumak İçin Tıkla »

Kategori Sorularla İslam, İlim Öğreniyorum | Yorum Yok


Giriş
ListeNur.de - islami siteler listesi