Cilbabın Manası Nedir? Müfessirlerin İzahları
Manto ve başörtüsünü kadının şer’i tesettürü yerinde kabul edip müdâfaa eden bir kimse; hem Kur’an’ın “cilbab” (çarşaf) emrine karşı muaraza etmiş, hem üç yüz elli bin müfessirin ve fukaha-yı İslam’ın ittifakıyla sabit olan” Müslüman kadının şer’i tesettürü çarşaftır’ hükmünü tekzib etmiş, ve bin üçyüz elli senelik Âlem-i İslamın uygulamasını reddetmiş, aynı zamanda bu hükm-i Kur’ani’yi kaldıran ecnebi ve bid’atçi komitenin fikirlerine ve uygulamalarına destek ve revaç vermiş ve onlara tabi’ olmuş olur.
Hem Ahzab Suresi 59. ayet-i kerimesindeki cilbab ayeti; tesettürün keyfiyetini, manto ve başörtüsünün şer’i bir tesettür olmadığım gayet açık bir şekilde beyan ettiği halde; bu asırdaki ekser insanlar gaflet, iğfal, gelenek, görenek ve cehalet gibi sebeblerle böyle bedihi bir mes’elede bile aldanmakta; hatta geniş bir mantonun da tesettür yerine geçebileceğini iddia etmektedirler. Onların temeldeki hataları, ayetin sadece” setr-i avret”i emrettiğini zannetmeleridir. Hâlbuki ayet, setr-i avretle beraber, asıl setr-i zîneti emretmektedir. Ayetin ma’nasını anlamak için, nazil olduğu zamana fikren gitmek lazımdır. Şöyle ki;
Bu ayet-i kerime Medine’de nazil olmuştur. O zamanki Arap kadınları, setr-i avrete riayet etmekteydiler. Yani, başörtüleri ve elbiseleri vardı. Cilbab ayeti, Müslüman kadınların başörtülerini ve elbiselerini örtmeleri için nazil olmuştur. Demek, cilbab ayetinin nüzul sebebi, sadece setr-i avret için değil belki kadının -yüz dahil- baştan ayağa kadar bütün bedenini ve başörtüsü, elbise ve zinetlerini setretmek içindir.
Böylece cilbab ayeti; Müslüman kadınların, giydikleri elbiseler cinsinden olmayan başka bir örtü ile örtünmelerini ve Kur’ an nazarında zinet kabili edilen elbiselerini de o örtüyle örtmelerini emretmektedir. Üstteki örtünün alttaki elbise ile aynı cinsten olmasıyla, yani bir elbisenin üstüne bir başka elbise giymekle tesettür emrinin yerine gelmeyeceği açıktır. Eğer Kur’an’ın tesettür emri bu şekilde olsaydı; bu durumda Kur’an-ı Hakîm’in bu emri -haşa- abes olurdu. Manto ise; bluz, kazak, ceket ve etek gibi bir elbisedir. Çünkü “elbise”; giyilen ve süs sayılan ve onunla setr-i avret yapılan şeydir. “Örtü” ise; giyilmeyip, başın üstünden sarkıtılarak, bütün beden ve elbiselerin onunla saklandığı şeydir. Bu mevzuun daha iyi anlaşılması için şöyle bir izahat getirilebilir: Bir kadın manto giyse, setr-i avret tahakkuk etmiş olur ve onunla namaz kılabilir. Fakat namahrem erkeklere onunla tesettür etmiş sayılmaz. Ancak, baştan ayağa kadar bütün vücudu örten, şeffaf ve ince olmayan, vücud hatlarını belli etmeyecek derecede geniş olan, zinet özelliği taşımayan, erkeklerin nazar-ı dikkatini celbetmeyen ve erkeklerin elbiselerine de benzemeyen bir örtü ile örtünürse tesettür etmiş sayılır.
Bilindiği gibi Kur’an-ı Kerim’de erkek elbisesi konusunda detaylı açıklama bulunmadığı halde, kadın kıymeti konusunda teferruatlı emir ve yasaklar vardır. Bunlardan birkaçını şöyle sıralayabiliriz:
a) Kadınlara evlerinde oturmaları ve zinetlerini izhar ederek sokağa çıkmamaları,
b) Zinetlerini ve zinet yerlerini açmamaları,
c) Başörtülerini yakalarım kapatacak biçimde üzerlerine sarkıtmaları,
d) Zinetlerini izhar için ayaklarım yere vurmamaları,
e) “Cilbab”larını üzerlerine örtmeleri emredilmiştir ki; bütün bunlar kadının tesettürü hususunda Kur’anın ne kadar tafsilat verdiğinin açık delilleridir.
Bunlara bir de Rasulullah (asm) Efendimizin açıklamaları eklenirse, kadın kıymetinin üzerinde ne kadar ehemmiyetle durulduğu akl-ı selim sahipleri tarafından anlaşılmış olur.
ALLAH (cc), Nur Suresi 31. ayet-i kerimesinde,
“Kadınlar, başörtülerini, yakalarını örtecek biçimde başlarına örtsünler” emrini vermiştir.
Bu ayetten daha sonra gelen Ahzab Süresi 59. ayeti ile de ALLAH,
“Mü’minlerin kadınlarına da söyle, cilbablarını üzerlerine sarkıtsınlar, yaklaştırsınlar’ (Ahzab, 59) emrini vermiştir.
İşte daha sonra gelen bu “cilbab” ayeti, önceki ayet ile aynı şeyi anlatmış olmayacağına göre, birincisinde anlatılan başörtüsüne ilave olarak başka bir örtüyü emrediyor demektir. İşte ulema-i İslam, bu ince noktadan ve bu ayetin başta Asr-ı Saadet olmak üzere bin dört yüz sene zarfında uygulanma biçiminden hareket ederek, “cilbab” hakkında çeşitli izah ve ta’rifler getirmişlerdir. Biz de o izah ve ta’riflerden numune olarak bir kısmını nakledip tafsilatını inşALLAH gelecek bölümlerde ele alacağız.
Ahzab Suresi 59. ayet-i kerimesinde geçen “Cilbab” nedir?
Tefsirlere ve Arapça sözcüklere baktığımızda, “cilbab” için şu değişik ta’riflerin yapılmış olduğunu görürüz:
Milhafe, yani çarşaf, vücudu baştan ayağa kadar örten bir örtü;
mikna’a, yani peçe, başörtünün üzerinden örtülen rida; kadının elbisesinin ve başörtüsünün üzerinden büründüğü çarşaf. (Bu açıklamalar, ” cilbab” kelimesinin pek çok tefsirden çıkarılan ta’rifinin özetidir.)
Görüleceği gibi bu ta’riflerde umumiyetle belirlenen ortak özellik, “cilbab”ın, “giyilen” den çok, ”bürünülen” ve normal elbisenin üzerine örtülen bir “örtü” olduğudur.
Cilbabın giyiniş şekli:
Müfessirler, bize cilbabın nasıl giyildiğini ve uygulama biçimini de arılatırlar. Mesela:
İbnü’l Cevzi, “Başlarını ve yüzlerini örterler’ demiştir.
Ebu Hayyan, “Ahzab Suresi 59. ayet-i kerimede geçen “Cilbab”lannı üzerlerine örtsünler’ ifadesi, bütün bedenin örtülmesini anlatır. ‘üzerlerine’ ifadesiyle de yüzlerini örtmeleri kastedilmiştir. Çünkü, cahiliyye devrinde kadınların açık olan yerleri yüzleri idi” demiştir.
Ebu’s-Suud, “Kadın cilbabı başına atar ve kenarını da göğsüne sarkıtır. Bu ayet, ‘Kadınlar herhangi bir sebeble dışarı çıkarlarsa, yüzlerini ve bedenlerini örterler ma’nasına gelir’ demiştir.
Süddi, “Bir gözleri hariç, bütün yüzlerini kapatırlar’ demiştir. İbn-i Kuddame, “Cilbab giyilmeyerek en tari üzerinden kuşanılır’ demiştir.
İbn-i Abbas, “Kadınlar, hür olduklarının bilinmesi için tek gözleri hariç, başlarını ve yüzlerini örterler’ demiştir.
İbn-i Sîrîn diyor ki: “ Ubeyde es-Sem’ani’ye cilbabın nasıl örtüldüğünü sordum. Bir çarşaf alıp kuşandı. Başının tamamını kaşlarına kadar örttü. Sol gözünü açık bırakarak yüzünü de örttü; ‘İşte cilbab böyle kuşanılır’ demiş oldu.” (bk. Zadü’l-Mesir, c. 5, s. 250; Ebu’s-Suud, c. 6, s. 81; İbn-i Kuddame, el-Muğni, c. 1, s. 602; Ebu Hayyan, el-Bahru’l-Muhit, c. 5, s. 250; Sabuni, Ruhu’l-Beyan, c. 2, s. 283, 381)
Elmalılı Hamdi Yazır, Ahzab Süresi 59. ayet-i kerimede geçen, “Cilbablarını sarkıtsınlar, yaklaştırsınlar” ifadesini anlattıktan sonra şunları ekler:
“Bu açıklamada da iki şekil vardır:
“Birisi, kaşlarına kadar başlarını örttükten sonra, büküp yüzünü de örtmek ve sadece tek bir gözünü açık bırakmak. (Bizler yetiştiğimiz zaman validelerimizin tesettür tarzı bu idi.)
“İkincisi de, alnının üzerinden sıkıca sardıktan sonra burnunun üzerinden dolayıp, gözlerinin ikisi de açık kalsa bile, yüzünün ekserisini ve göğsü tamamen örtmüş bulunmaktır. (131 o ‘da İstanbul’a geldiğim zaman, İstanbul hanımlarının, bir peçe eklemek ve elde açık bir şemsiye bulunmak şartıyla tesettür tarzları da bu idi.)” (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, c. 6, s. 351)
CİLBABDA RENK MÜHİM MİDİR?
Ümmü Seleme Validemiz şöyle demiştir: “Cilbab ayeti nazil olduğu zaman, Ensar kadınları siyah çarşaflara büründüklerinden ötürü, başlarında siyah kargalar varmış gibi çıktılar.” (Cessas, Ahkamü’I-Kur’an, c. 1, s. 372; Sabunî, c. 2, s. 382)
Demek, başta ezvac-ı tahirat ve Peygamberimizin kızları olmak üzere sahabe-i kiramın hanımları siyah çarşaf giymişler ve uygulama ekseriyetle günümüze kadar” siyah çarşaf şeklinde gelmiştir. Cilbabın verdiğimiz ta’rifIerinden de anlaşılacağı gibi, cilbabın asıl vazifesi kadının zinetlerini örtmesi ve dışarıda kadının çekiciliğini azaltmasıdır bunu ise siyah renk daha iyi te’min eder. Müfessir Alusi şöyle der:
“Sonra bilesiniz ki, bana göre günümüzde ileri düzeyde (müreffeh) hayat süren birçok kadının, evlerinden çıkarken, üst elbise olarak giydikleri şeyler, cilbab olamayacakları gibi, gösterilmesi yasaklanan zinetler türündendir. Çünkü bunlar nakışlı, desenli ve göz alıcı giysilerdir. Bana göre erkeklerin, kadınlarına dışarıya bu şekilde çıkma izni vermeleri, bundan hoşlanmaları ve kadınlarının yabancı erkekler arasında bu şekilde dolaşmaları gayret azlığındandır. Bu, yaygın bir musibet halini almıştır. Böyle yaygın musibet haline gelen şeylerden biri de, kadınların, kayınbiraderlerinden sakınmamaları, kocalarının da buna aldırmamaları, hatta çoğu zaman da bunu bizzat kendilerinin emretmeleridir. Bütün bunlar ALLAH ve Rasulü’nün müsaade etmediği şeylerdir. La havle ve la kuvvete illa billah…” (Alusi, c. 17, s. 146)
CİLBABTA ARANAN ÖZELLİKLER:
Fukaha-yi İslam, kadının avreti ve tesettürü ile ilgili olan bütün ayet ve hadisleri gözönünde bulundurarak, kadının tesettürü için aşağıdaki özelliklerin şart olduğunu belirlemişlerdir:
1. “Cilbab’ bütün bedeni örten bir örtüdür. Cilbabın farz kılınmasının asıl hikmeti, fitneyi ortadan kaldırmak için yüz ve eller dâhil bütün bedeni örtmektir, sadece avret mahallini örtmek değildir. Çünkü avret mahalli elbise ile örtülmektedir.
2. Cilbab, ince ve şeffaf olmamalıdır. Çünkü tesettürden maksat, bedeni göstermemektir. Hâlbuki şeffaf bir örtü vücudu gösterir, hatta ba’zan daha cazib hale getirir. Dolayısı ile, bu tür bir örtü ile örtünen bayan, “Zinet yerlerini göstermesinler’ emrine uymuş olmaz. Rasulullah (sav) Efendimiz, ince bir örtü ile yanına giren baldızı Esma’dan yüzünü çevirmiştir (Ebu Davud). Aişe validemiz, ince bir başörtüsü ile gördüğü Abdurrahman kızı Hafsa’nın başörtüsünü yırtmış ve ona kalın bir başörtü örtmüştür. (İbn-i Sa’d, Tabakat, c. 8, s. 71-72; Muvatta, Libas, s. 6)
3. Cilbab, dar olup vücud hatlarını belli etmemelidir. Hz. Ömer (ra) halife İken halka dağıttığı bir çeşit örtünün, vücud hatlarını belli edeceği için kadınlara giydirilmemesini emretmiştir. (Beyhaki, s. 234-35; Serahsi, Mebsut, c. 10, s. 155)
Kadının vücud hatlarını dışarı vuran bir elbiseye bakmak, fukaha-yi İslam’ca o uzuvlara bakmak sayılmıştır.
İbn-i Abidin, “Kim bir kadını arkadan hayale dalar ve kemiklerinin şekli belirecek derecede elbisesini görürse, Cennet’in kokusunu duyamaz’ hadisini dem tutarak, “Uzuvların şeklini belli eden elbise, kalın olsa ve cildi göstermese bile yasaktır’ demiştir (İbn-i Abidin).
4. Kokusunu yabancılar duymamalıdır. ALLAH Rasulü (sav) Efendimiz, kokuyu çok övmek ve tavsiye etmekle beraber, başkalarının duyacağı şekilde koku sürünüp dışarı çıkan kadının zina etmiş gibi günah alacağını bildirmiştir. Yani, koku sürünüp camiye giden kadının namazının kabul olunmayacağını haber vermiştir. (Ebu Davud, Teraccul 7; Tirmizi, Edeb 35; Nesai, Zinet 35; Darimi, İsti’zan 18.)
5. Kadının tesettür-i şer’ isi erkek elbisesine benzememelidir: Rasulullah (sav) Efendimiz, “Erkeğe benzeyen kadına ve kadına benzeyen erkeğe ALLAH lanet etsin” buyurmuş ve “Böyle olanları evlerinize sokmayın” diye emir vermiştir. (Buhari, libas 62; Ebu Davud, Edeb 53; Tirmizi, Edeb 34)
6. Kadının şer’i tesettürünün kendisi de süslü olmamalıdır. Çünkü kadınların yabancılara zinetlerini göstermeleri ayetle yasaklanmıştır. ALLAH Rasulü (sav) kendisine biat eden kadınlardan, cahiliyye kadınları gibi zinetlerini göstererek çıkmamaları üzere biat almıştır (Taberi, c. 1, s. 79; Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, c. 6, s. 42). Kadının namahremlere göstermediği elbisesi ise istediği kadar süslü olabilir.
7. Kadının bürünmekle emrolunduğu şer’i tesettür, gayrı müslimlerin özel elbiselerine benzememelidir. Çünkü Efendimiz (asm), “Kim, bir kavme benzerse, o da onlardan olur’ (Ebu Davud, Libas 4; Müsned 50; benzer bir hadis için bk. Tirmizi, Isti’zan 7) buyurmuş ve Müslümanları devamlı, başkalarından ayrı olmaya çağırmıştır.
8. Ayakkabılar, dikkat çekecek derecede ses çıkaran türden olmamalıdır. ALLAH (cc) bu konuda; “Kadınlar, gizlediklerinin bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar’ (Nur, 31) buyurmuştur.
İslam dini, sanıldığı gibi kadının süslenmesini ve güzel giyinmesini yasaklamamış, aksine buna izin vermiştir. Hatta altın ve ipek gibi değerli takı ve kumaşları erkeğe yasaklarken, kadınlara serbest etmiştir. Çünkü kadınlar fıtraten süslenmeye eğilimlidir. Ancak, kadın, süslü elbiselerini namahrem olmayan yerde, evinde, özellikle kocasının yanında giyecektir.
Bu ta’rifler muvacehesinde anlaşıldı ki, “cilbab”, yüz ve eller dâhil baştan aşağı bütün vücudu örten ve beden hatlarını belli etmeyen bir örtüdür.
Elhasıl: Tesettür ikidir:
Biri: “Avretin tesettürü” dür ki; bu, “elbise ve başörtüsü” ile olur. Diğeri: Fitne ve fesaddan mahfuz kalmak için” kadının namahrem erkeklere karşı olan tesettürü” dür ki; bu da çarşaftır.
Tesettür-i şer’i olan çarşafın farziyyetine ve kadının başörtüsü, elbisesi, yüzü ve eli zinet ve sebeb-i fitne olduğundan onların da örtünmesi gerektiğine dair Kitab, sünnet, İcma-i ümmet (sahabe ve müctehidin-i izamın icmaı) ve kıyas-ı fukahanın tafsilatlı delilleri bu eserin sonuna bir lahika olarak eklenmiştir.
posted on Şubat 18th, 2008 at 08:45
posted on Şubat 18th, 2008 at 13:43
posted on Kasım 25th, 2008 at 19:35