Muhammediler İlim Yurdu

Cilbabın Manası Nedir? Müfessirlerin İzahları

17th Şubat 2008

Cilbabın Manası Nedir? Müfessirlerin İzahları

Manto ve başörtüsünü kadının şer’i tesettürü yerin­de kabul edip müdâfaa eden bir kimse; hem Kur’an’ın “cilbab” (çarşaf) emrine karşı muaraza etmiş, hem üç yüz elli bin müfes­sirin ve fukaha-yı İslam’ın ittifakıyla sabit olan” Müslüman ka­dının şer’i tesettürü çarşaftır’ hükmünü tekzib etmiş, ve bin üçyüz elli senelik Âlem-i İslamın uygulamasını reddetmiş, aynı zamanda bu hükm-i Kur’ani’yi kaldıran ecnebi ve bid’atçi ko­mitenin fikirlerine ve uygulamalarına destek ve revaç vermiş ve onlara tabi’ olmuş olur.

Hem Ahzab Suresi 59. ayet-i kerimesindeki cilbab ayeti; te­settürün keyfiyetini, manto ve başörtüsünün şer’i bir tesettür olmadığım gayet açık bir şekilde beyan ettiği halde; bu asırda­ki ekser insanlar gaflet, iğfal, gelenek, görenek ve cehalet gibi sebeblerle böyle bedihi bir mes’elede bile aldanmakta; hatta geniş bir mantonun da tesettür yerine geçebileceğini iddia et­mektedirler. Onların temeldeki hataları, ayetin sadece” setr-i avret”i emrettiğini zannetmeleridir. Hâlbuki ayet, setr-i avretle beraber, asıl setr-i zîneti emretmektedir. Ayetin ma’nasını anla­mak için, nazil olduğu zamana fikren gitmek lazımdır. Şöyle ki;

Bu ayet-i kerime Medine’de nazil olmuştur. O zamanki Arap kadınları, setr-i avrete riayet etmekteydiler. Yani, başörtüleri ve elbiseleri vardı. Cilbab ayeti, Müslüman kadınların başörtülerini ve elbiselerini örtmeleri için nazil olmuştur. Demek, cilbab ayetinin nüzul sebebi, sadece setr-i avret için değil belki kadı­nın -yüz dahil- baştan ayağa kadar bütün bedenini ve başör­tüsü, elbise ve zinetlerini setretmek içindir.

Böylece cilbab ayeti; Müslüman kadınların, giydikleri elbi­seler cinsinden olmayan başka bir örtü ile örtünmelerini ve Kur’ an nazarında zinet kabili edilen elbiselerini de o örtüyle örtmelerini emretmektedir. Üstteki örtünün alttaki elbise ile aynı cinsten olmasıyla, yani bir elbisenin üstüne bir başka elbi­se giymekle tesettür emrinin yerine gelmeyeceği açıktır. Eğer Kur’an’ın tesettür emri bu şekilde olsaydı; bu durumda Kur’an-ı Hakîm’in bu emri -haşa- abes olurdu. Manto ise; bluz, kazak, ce­ket ve etek gibi bir elbisedir. Çünkü “elbise”; giyilen ve süs sayı­lan ve onunla setr-i avret yapılan şeydir. “Örtü” ise; giyilmeyip, başın üstünden sarkıtılarak, bütün beden ve elbiselerin onunla saklandığı şeydir. Bu mevzuun daha iyi anlaşılması için şöyle bir izahat getirilebilir: Bir kadın manto giyse, setr-i avret tahakkuk etmiş olur ve onunla namaz kılabilir. Fakat namahrem erkeklere onunla tesettür etmiş sayılmaz. Ancak, baştan ayağa kadar bütün vücudu örten, şeffaf ve ince olmayan, vücud hatlarını bell­i etmeyecek derecede geniş olan, zinet özelliği taşımayan, er­keklerin nazar-ı dikkatini celbetmeyen ve erkeklerin elbiselerine de benzemeyen bir örtü ile örtünürse tesettür etmiş sayılır.

Bilindiği gibi Kur’an-ı Kerim’de erkek elbisesi konusunda de­taylı açıklama bulunmadığı halde, kadın kıymeti konusunda te­ferruatlı emir ve yasaklar vardır. Bunlardan birkaçını şöyle sıra­layabiliriz:

a) Kadınlara evlerinde oturmaları ve zinetlerini izhar ederek sokağa çıkmamaları,

b) Zinetlerini ve zinet yerlerini açmamaları,

c) Başörtülerini yakalarım kapatacak biçimde üzerlerine sarkıtmaları,

d) Zinetlerini izhar için ayaklarım yere vurmamaları,

e) “Cilbab”larını üzerlerine örtmeleri emredilmiştir ki; bü­tün bunlar kadının tesettürü hususunda Kur’anın ne kadar taf­silat verdiğinin açık delilleridir.

Bunlara bir de Rasulullah (asm) Efendimizin açıklamaları eklenirse, kadın kıymetinin üzerinde ne kadar ehemmiyetle durulduğu akl-ı selim sahipleri tarafından anlaşılmış olur.

ALLAH (cc), Nur Suresi 31. ayet-i kerimesinde,

“Kadınlar, başörtülerini, yakalarını örtecek biçimde başlarına örtsünler” emrini vermiştir.

Bu ayetten daha sonra gelen Ahzab Süresi 59. ayeti ile de ALLAH,

“Mü’minlerin kadınlarına da söyle, cilbabla­rını üzerlerine sarkıtsınlar, yaklaştırsınlar’ (Ahzab, 59) emrini vermiştir.

İşte daha sonra gelen bu “cilbab” ayeti, önceki ayet ile aynı şeyi anlatmış olmayacağına göre, birincisinde anlatılan ba­şörtüsüne ilave olarak başka bir örtüyü emrediyor demektir. İşte ulema-i İslam, bu ince noktadan ve bu ayetin başta Asr-ı Saadet olmak üzere bin dört yüz sene zarfında uygulanma biçiminden hareket ederek, “cilbab” hakkında çeşitli izah ve ta’rifler getirmişlerdir. Biz de o izah ve ta’riflerden numune olarak bir kısmını nakledip tafsilatını inşALLAH gelecek bölümlerde ele alacağız.

Ahzab Suresi 59. ayet-i kerimesinde geçen “Cilbab” nedir?

Tefsirlere ve Arapça sözcüklere baktığımızda, “cilbab” için şu değişik ta’riflerin yapılmış olduğunu görürüz:

Milhafe, yani çar­şaf, vücudu baştan ayağa kadar örten bir örtü;

mikna’a, yani pe­çe, başörtünün üzerinden örtülen rida; kadının elbisesinin ve ba­şörtüsünün üzerinden büründüğü çarşaf. (Bu açıklamalar, ” cil­bab” kelimesinin pek çok tefsirden çıkarılan ta’rifinin özetidir.)

Görüleceği gibi bu ta’riflerde umumiyetle belirlenen ortak özellik, “cilbab”ın, “giyilen” den çok, ”bürünülen” ve normal el­bisenin üzerine örtülen bir  “örtü” olduğudur.

Cilbabın giyiniş şekli:

Müfessirler, bize cilbabın nasıl giyildiğini ve uygulama biçi­mini de arılatırlar. Mesela:

İbnü’l Cevzi, “Başlarını ve yüzlerini örterler’ demiştir.

Ebu Hayyan, “Ahzab Suresi 59. ayet-i kerimede geçen “Cilbab­”lannı üzerlerine örtsünler’ ifadesi, bütün bedenin örtülmesini anlatır. ‘üzerlerine’ ifadesiyle de yüzlerini örtmeleri kastedilmiştir. Çünkü, cahiliyye devrinde kadınların açık olan yerleri yüzleri idi” demiştir.

Ebu’s-Suud, “Kadın cilbabı başına atar ve kenarını da göğsüne sarkıtır. Bu ayet, ‘Kadınlar herhangi bir sebeble dışarı çıkarlarsa, yüzlerini ve bedenlerini örterler ma’nasına gelir’ demiştir.

Süddi, “Bir gözleri hariç, bütün yüzlerini kapatırlar’ demiştir. İbn-i Kuddame, “Cilbab giyilmeyerek en tari üzerinden kuşa­nılır’ demiştir.

İbn-i Abbas, “Kadınlar, hür olduklarının bilinmesi için tek gözleri hariç, başlarını ve yüzlerini örterler’ demiştir.

İbn-i Sîrîn diyor ki: “ Ubeyde es-Sem’ani’ye cilbabın nasıl örtüldüğünü sordum. Bir çarşaf alıp kuşandı. Başının tamamını kaşlarına kadar örttü. Sol gözünü açık bırakarak yüzünü de ört­tü; ‘İşte cilbab böyle kuşanılır’ demiş oldu.” (bk. Zadü’l-Mesir, c. 5, s. 250; Ebu’s-Suud, c. 6, s. 81; İbn-i Kuddame, el-Muğni, c. 1, s. 602; Ebu Hayyan, el-Bahru’l-Muhit, c. 5, s. 250; Sabuni, Ruhu’l-Beyan, c. 2, s. 283, 381)

Elmalılı Hamdi Yazır, Ahzab Süresi 59. ayet-i kerimede ge­çen, “Cilbablarını sarkıtsınlar, yaklaştırsınlar” ifadesini anlat­tıktan sonra şunları ekler:

“Bu açıklamada da iki şekil vardır:

“Birisi, kaşlarına kadar başlarını örttükten sonra, büküp yüzünü de örtmek ve sadece tek bir gözünü açık bırakmak. (Bizler yetiştiğimiz zaman validelerimizin tesettür tarzı bu idi.)

“İkincisi de, alnının üzerinden sıkıca sardıktan sonra burnu­nun üzerinden dolayıp, gözlerinin ikisi de açık kalsa bile, yüzü­nün ekserisini ve göğsü tamamen örtmüş bulunmaktır. (131 o ‘da İstanbul’a geldiğim zaman, İstanbul hanımlarının, bir peçe ekle­mek ve elde açık bir şemsiye bulunmak şartıyla tesettür tarzları da bu idi.)” (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, c. 6, s. 351)

CİLBABDA RENK MÜHİM MİDİR?

Ümmü Seleme Validemiz şöyle demiştir: “Cilbab ayeti nazil olduğu zaman, Ensar kadınları siyah çarşaflara büründüklerin­den ötürü, başlarında siyah kargalar varmış gibi çıktılar.” (Cessas, Ahkamü’I-Kur’an, c. 1, s. 372; Sabunî, c. 2, s. 382)

Demek, başta ezvac-ı tahirat ve Peygamberimizin kızları ol­mak üzere sahabe-i kiramın hanımları siyah çarşaf giymişler ve uygulama ekseriyetle günümüze kadar” siyah çarşaf şeklinde gelmiştir. Cilbabın verdiğimiz ta’rifIerinden de anlaşılacağı gibi, cilbabın asıl vazifesi kadının zinetlerini örtmesi ve dışarıda kadının çekiciliğini azaltmasıdır bunu ise siyah renk daha iyi te’min eder. Müfessir Alusi şöyle der:

“Sonra bilesiniz ki, bana göre günümüzde ileri düzeyde (mü­reffeh) hayat süren birçok kadının, evlerinden çıkarken, üst elbi­se olarak giydikleri şeyler, cilbab olamayacakları gibi, gösterilme­si yasaklanan zinetler türündendir. Çünkü bunlar nakışlı, desen­li ve göz alıcı giysilerdir. Bana göre erkeklerin, kadınlarına dışarı­ya bu şekilde çıkma izni vermeleri, bundan hoşlanmaları ve ka­dınlarının yabancı erkekler arasında bu şekilde dolaşmaları gay­ret azlığındandır. Bu, yaygın bir musibet halini almıştır. Böyle yaygın musibet haline gelen şeylerden biri de, kadınların, kayınbiraderlerinden sakınmamaları, kocalarının da buna aldırma­maları, hatta çoğu zaman da bunu bizzat kendilerinin emretme­leridir. Bütün bunlar ALLAH ve Rasulü’nün müsaade etmediği şey­lerdir. La havle ve la kuvvete illa billah…” (Alusi, c. 17, s. 146)

CİLBABTA ARANAN ÖZELLİKLER:

Fukaha-yi İslam, kadının avreti ve tesettürü ile ilgili olan bü­tün ayet ve hadisleri gözönünde bulundurarak, kadının tesettü­rü için aşağıdaki özelliklerin şart olduğunu belirlemişlerdir:

1. “Cilbab’ bütün bedeni örten bir örtüdür. Cilbabın farz kı­lınmasının asıl hikmeti, fitneyi ortadan kaldırmak için yüz ve eller dâhil bütün bedeni örtmektir, sadece avret mahallini ört­mek değildir. Çünkü avret mahalli elbise ile örtülmektedir.

2. Cilbab, ince ve şeffaf olmamalıdır. Çünkü tesettürden maksat, bedeni göstermemektir. Hâlbuki şeffaf bir örtü vücudu gösterir, hatta ba’zan daha cazib hale getirir. Dolayısı ile, bu tür bir örtü ile örtünen bayan, “Zinet yerlerini göstermesinler’ emri­ne uymuş olmaz. Rasulullah (sav) Efendimiz, ince bir örtü ile ya­nına giren baldızı Esma’dan yüzünü çevirmiştir (Ebu Davud). Aişe validemiz, ince bir başörtüsü ile gördüğü Abdurrahman kı­zı Hafsa’nın başörtüsünü yırtmış ve ona kalın bir başörtü ört­müştür. (İbn-i Sa’d, Tabakat, c. 8, s. 71-72; Muvatta, Libas, s. 6)

3. Cilbab, dar olup vücud hatlarını belli etmemelidir. Hz. Ömer (ra) halife İken halka dağıttığı bir çeşit örtünün, vücud hatlarını belli edeceği için kadınlara giydirilmemesini emret­miştir. (Beyhaki, s. 234-35; Serahsi, Mebsut, c. 10, s. 155)

Kadının vücud hatlarını dışarı vuran bir elbiseye bakmak, fukaha-yi İslam’ca o uzuvlara bakmak sayılmıştır.

İbn-i Abidin, “Kim bir kadını arkadan hayale dalar ve ke­miklerinin şekli belirecek derecede elbisesini görürse, Cennet’in kokusunu duyamaz’ hadisini dem tutarak, “Uzuvların şeklini belli eden elbise, kalın olsa ve cildi göstermese bile yasaktır’ de­miştir (İbn-i Abidin).

4. Kokusunu yabancılar duymamalıdır. ALLAH Rasulü (sav) Efendimiz, kokuyu çok övmek ve tavsiye etmekle beraber, baş­kalarının duyacağı şekilde koku sürünüp dışarı çıkan kadının zina etmiş gibi günah alacağını bildirmiştir. Yani, koku sürünüp camiye giden kadının namazının kabul olunmayacağını haber vermiştir. (Ebu Davud, Teraccul 7; Tirmizi, Edeb 35; Nesai, Zi­net 35; Darimi, İsti’zan 18.)

5. Kadının tesettür-i şer’ isi erkek elbisesine benzememeli­dir: Rasulullah (sav) Efendimiz, “Erkeğe benzeyen kadına ve ka­dına benzeyen erkeğe ALLAH lanet etsin” buyurmuş ve “Böyle olanları evlerinize sokmayın” diye emir vermiştir. (Buhari, li­bas 62; Ebu Davud, Edeb 53; Tirmizi, Edeb 34)

6. Kadının şer’i tesettürünün kendisi de süslü olmamalıdır. Çünkü kadınların yabancılara zinetlerini göstermeleri ayetle yasaklanmıştır. ALLAH Rasulü (sav) kendisine biat eden kadınlar­dan, cahiliyye kadınları gibi zinetlerini göstererek çıkmamaları üzere biat almıştır (Taberi, c. 1, s. 79; Heysemi, Mecmau’z-Zeva­id, c. 6, s. 42). Kadının namahremlere göstermediği elbisesi ise istediği kadar süslü olabilir.

7. Kadının bürünmekle emrolunduğu şer’i tesettür, gayrı müslimlerin özel elbiselerine benzememelidir. Çünkü Efendi­miz (asm), “Kim, bir kavme benzerse, o da onlardan olur’ (Ebu Davud, Libas 4; Müsned 50; benzer bir hadis için bk. Tirmizi, Is­ti’zan 7) buyurmuş ve Müslümanları devamlı, başkalarından ayrı olmaya çağırmıştır.

8. Ayakkabılar, dikkat çekecek derecede ses çıkaran türden olmamalıdır. ALLAH (cc) bu konuda; “Kadınlar, gizlediklerinin bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar’ (Nur, 31) buyurmuştur.

İslam dini, sanıldığı gibi kadının süslenmesini ve güzel gi­yinmesini yasaklamamış, aksine buna izin vermiştir. Hatta altın ve ipek gibi değerli takı ve kumaşları erkeğe yasaklarken, ka­dınlara serbest etmiştir. Çünkü kadınlar fıtraten süslenmeye eğilimlidir. Ancak, kadın, süslü elbiselerini namahrem olma­yan yerde, evinde, özellikle kocasının yanında giyecektir.

Bu ta’rifler muvacehesinde anlaşıldı ki, “cilbab”, yüz ve eller dâhil baştan aşağı bütün vücudu örten ve beden hatlarını belli etmeyen bir örtüdür.

Elhasıl: Tesettür ikidir:

Biri: “Avretin tesettürü” dür ki; bu, “elbise ve başörtüsü” ile olur. Diğeri: Fitne ve fesaddan mahfuz kalmak için” kadının na­mahrem erkeklere karşı olan tesettürü” dür ki; bu da çarşaftır.

Tesettür-i şer’i olan çarşafın farziyyetine ve kadının başörtü­sü, elbisesi, yüzü ve eli zinet ve sebeb-i fitne olduğundan onların da örtünmesi gerektiğine dair Kitab, sünnet, İcma-i ümmet (sahabe ve müctehidin-i izamın icmaı) ve kıyas-ı fukahanın taf­silatlı delilleri bu eserin sonuna bir lahika olarak eklenmiştir.

This entry was posted on Pazar, Şubat 17th, 2008 at 16:13 and is filed under Fıkıh ve Akaid, İlim Öğreniyorum. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

There are currently 3 responses to “Cilbabın Manası Nedir? Müfessirlerin İzahları”

Why not let us know what you think by adding your own comment! Your opinion is as valid as anyone elses, so come on... let us know what you think.

  1. 1 On Şubat 18th, 2008, semina said:

    esselamunaleykum ilk once bu konuyu yayinladiginiz icin ALLAH SIZDEN RAZI OLSUN INS bende bir siyah carsafli genc kizim ianain bu tsseturumu okdar cok seviyorum.dilegim ins bu yaziyi tum mumin bacilarimiz okurda gercegi ve bizzat dogru olani yaparlar aslinda cogu kiz kardeslermizde iyi biliyolar pardusenin tessetur olmadgini ama……. bilipte amel etmemek varya iste bu cok aci

  2. 2 On Şubat 18th, 2008, atayyar said:

    Maşaallah sitenizi beğendim. Daha yakından tanımak isterim. Arımızda maalesef namaz tesettürü ve dışarıdaki tesettür birbirine karıştırılıyor. Manto ile dışarı çıkmak caiz değildir. Delillerle izah ve ispat etmişsiniz. Bin barekallah. Şer’i tesettür ancak ve ancak çarşaftır. bu siteyede bir göz atmanızı tavsiye ediyorum. http://www.barika.forumotion.com

  3. 3 On Kasım 25th, 2008, muallim-i_ali said:

    Asırlara göre şeriatler değişir. Ama birilerinin kafasındaki şeriat hâla aynı sanırım. Teferruattaki değişiklikten bahsediyoruz.

Yorum Ekle


Giriş
ListeNur.de - islami siteler listesi