Muhammedilerin İlim Yurdu

Gereksiz Soru Sormanın Nehyedilmesi, Dinde Her Akla Gelen Soru Sorulur mu?

20th Mart 2008

Gereksiz Soru Sormanın Nehyedilmesi, Dinde Her Akla Gelen Soru Sorulur mu?

Maide Suresi 101 ve 102. Ayetlerin Tefsiri101. Ey iman edenler! Açıklandığı takdirde sizi üzecek olan ve muhtaç olmadığınız şeyleri, pey­gambere sormayınız. Zemahşerî şöyle der: Peygambere çok soru sormayın. Böyle yapmaya devam ederseniz neticede, size zor gelecek mükellefiyet­leri ona sormuş olursunuz. O da sorduğunuz şeyler hakkında size fetva verir ve onlarla sizi mükellef tutarsa bu durum, sizi üzer, onları yapma zor gelir ve sorduğunuza pişman olursunuz. Eğer bu zor mükellefiyetleri vahiy indiği zaman sorarsanız, sizi üzecek bu zor şeyler size açıklanır. Öyleyse bunları sormayın. Allah, daha önce zaruret olmadan sorduğunuz soruları  affetti ve âhirette sizi  ceza­landırmaktan vaz geçti. Artık tekrar böyle şeyler yapmayın, Allah’ın mağfireti bol, lütuf ve ihsanı büyüktür. Dolayısıyle sizi affetti ve cezalandırmakta acele etmedi. 102. Sizden önce de bir toplum, bu gibi sorular sormuştu. Kendilerine cevap verilip bazı mükellefiyetler yüklenince onu inkâr etmişlerdi. Bundan dolayı Yüce Allah  “Sonra onunla amel etmedikleri için kâfir oldular” buyurdu. İsrailoğulları, peygam­berlerinden bazı şeyleri sorarlar, sordukları şey kendilerine emredilince de onu yerine getirmez ve bu sebeple helak olurlardı.

İman Şâtıbî şöyle der : Çok soru sormak yerilmiştir. Soru sormanın yerildiği bir çok yer vardır. Bunlardan on tanesini yazıyoruz:

Devamını Okumak İçin Tıkla »

Kategori İlim Öğreniyorum | Yorum Yok

19th Mart 2008

Resul-i Ekrem (asm) Dünyaya Gelmeden Evvel Meydana Gelen Mucizeleri

ON ALTINCI İŞARET

İrhasat denilen, bi’set-i nübüvvetten evvel, fakat nübüvvetle alâkadar olarak vücuda gelen harikalar dahi delâil-i nübüvvettir. Şu da üç kısımdır.

BİRİNCİ KISIM: Nass-ı Kur’ân’la, Tevrat, İncil, Zebur ve suhuf-u enbiyanın, nübüvvet-i Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâma dair verdikleri haberdir. Evet, madem o kitaplar semâvîdirler ve madem o kitap sahipleri enbiyadırlar. Elbette ve herhalde, onların dinlerini nesheden ve kâinatın şeklini değiştiren ve yerin yarısını getirdiği bir nurla ışıklandıran bir zattan bahsetmeleri, zarurî ve kat’îdir. Evet, küçük hadiseleri haber veren o kitaplar, nev-i beşerin en büyük hadisesi olan hadise-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâmı haber vermemek kabil midir?

İşte, madem bilbedâhe haber verecekler; herhalde ya tekzip edecekler, tâ ki dinlerini tahripten ve kitaplarını nesihten kurtarsınlar; veya tasdik edecekler, tâ ki o hakikatli zat ile dinleri hurafattan ve tahrifattan kurtulsun. Halbuki, dost ve düşmanın ittifakıyla, tekzip emâresi hiçbir kitapta yoktur. Öyleyse tasdik vardır.

Madem mutlak bir surette tasdik vardır. Ve madem şu tasdikin vücudunu iktiza eden kat’î bir illet ve esaslı bir sebep vardır. Biz dahi, o tasdikin vücuduna delâlet eden üç hüccet-i katıa ile ispat edeceğiz.

Birinci hüccet: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Kur’ân’ın lisanıyla onlara der ki: “Kitaplarınızda benim tasdikim ve evsâfım vardır. Benim beyan ettiğim şeylerde, kitaplarınız beni tasdik ediyor.”

gibi âyetlerle onlara meydan okuyor. “Tevrât’ınızı getiriniz, okuyunuz. Ve geliniz, biz çoluk ve çocuğumuzu alıp, Cenâb-ı Hakkın dergâhına el açıp, yalancılar aleyhinde lânetle dua edeceğiz” diye mütemadiyen onların başına vurduğu halde, hiç Yahudi bir âlim veya Nasrânî bir kıssîs, onun bir yanlışını gösteremedi. Eğer gösterseydi, pek çok kesrette bulunan ve pek çok inatlı ve hasetli olan kâfirler ve münafık Yahudiler ve bütün âlem-i küfür, her tarafta ilân edeceklerdi.

Hem demiş: “Ya yanlışımı bulunuz; veyahut sizinle mahvoluncaya kadar cihad edeceğim.” Halbuki, bunlar harbi ve perişaniyeti ve hicreti ihtiyar ettiler. Demek yanlışını bulamadılar. Bir yanlış bulunsaydı onlar kurtulurlardı.

İkinci hüccet: Tevrat, İncil ve Zebur’un ibareleri, Kur’ân gibi i’câzları olmadığından, hem mütemadiyen tercüme tercüme üstüne olduğundan, pek çok yabanî kelimeler, içlerine karıştı. Hem müfessirlerin sözleri ve yanlış tevilleri, onların âyetleriyle iltibas edildi. Hem bazı nâdanların ve bazı ehl-i garazın tahrifatı da ilâve edildi. Şu surette, o kitaplarda tahrifat, tağyirat çoğaldı. Hattâ, Şeyh Rahmetullah-i Hindî (allâme-i meşhur), kütüb-ü sabıkanın binler yerde tahrifatını, keşişlerine ve Yahudi ve Nasârâ ulemasına ispat ederek iskât etmiş. İşte bu kadar tahrifatla beraber, şu zamanda dahi, meşhur Hüseyin Cisrî (rahmetullahi aleyh), o kitaplardan yüz on delil, nübüvvet-i Ahmediyeye dair çıkarmıştır. Risale-i Hamidiye’de yazmış, o risaleyi de Manastırlı merhum İsmail Hakkı tercüme etmiş. Kim arzu ederse ona müracaat eder, görür.

Devamını Okumak İçin Tıkla »

Kategori Sünnet-i Seniyye | Yorum Yok

15th Mart 2008

Makbul Bir Dua

Ya  Rab! Başımıza  aklı  müstakim, kalbimize  imanı  kamil, vücudumuza  sıhhat  ve  afiyet  ve  rızkımıza  bereket  ihsan  buyur. Yolcularımıza  selametlikleri, borçlularımıza  edaları, hastalarımıza  şifaları  nasip  et. Ya  Rab! Bizim  ahvalimizi  düzelt, ef’alimizi  güzel  kıl. Fakirlik  hakirlik  eleminden  kurtar. Kazadan  beladan  halas  kıl. Düşmanların, insanları  dalalete  sevk  eden  şeytanların, daima  fenalıkla  emreden  nefsimizin  şerlerinden  koru. Ya  Rab! Bizi  hukuk-u  ubudiyetinle  kaim  olan  Salihlerin, nimeti  ilahiyene  şükreden  ganilerin  sırasına  kat. Dünya  ve  ahiretle  alakalı  bütün  işlerimizin  yoluna  girmesini  müyesser  ve  hayırlısı  ile  muradımızı  hasıl  et. Şerden  ve  isyandan, büyük  ve  küçük  günahların  hepsinden  uzaklaştır. Amel-i  salihe, doğruluk  masumluğa  yaklaştır. Salih  kullarından  eyle. Ya  Rab! Bize  Salih  amellerle, maarif-i  ilahiyenle  kaffe-i  hakaik  ve  tekmil-i  dekaiki  cami  ilim  ve  fazl  ile  ve  bu  dürus-u  Kur’aniye  ile  nurlandır. Ömrümüzün  sonucunda  teslim-i  ruh  edeceğimiz  dakikada  Kelime-i  Şehadet  ile  tenvir  et.

Devamını Okumak İçin Tıkla »

Kategori İlim Öğreniyorum | Yorum Yok


Giriş