17th
Nisan
2008
Yani; ey müminler; size her şeyden evvel nefsinizin ıslahı lâzımdır. Binaenaleyh; nefsinizi ıslah edin ve azab-ı Cehennem’den kurtulmanın çaresini düşünün. Çünkü; siz tarîk-ı savaba ihtida edip nefsinizi azaptan kurtarınca, doğru yoldan çıkıp dalâleti irtikâb edenlerin dalâleti size zarar vermez. Cümlenizin mercii ancak huzur-u ilâhidir. Huzura varınca Allahü Tealâ sizin hidayetinizi ve hidayetiniz neticesi olan a’malinizi ve dalâlette olanların dalâletlerini birer birer haber verir. Vacip Tealâ bu âyette herkes kendi amelinden mesul olup âharın masiyetinden mutazarrır olmayacağını ve âsînin isyanından ve kâfirin küfründen zarar ancak kendine ait olacağını beyan buyurmuş ve müminlerin ancak kendi nefislerini ıslaha çalışması ve âsîlerin ahvaline ehemmiyet vermemesi lâzım olduğunu tavsiye etmiştir.
Bu âyet-i celile, emribilmarufun terkine delâlet etmez. Zira; emribilma’ruf ve nehyianilmünkerin vücubu kitap ve sünnetle sabittir. Resulullah «Bir kimse münkerattan birşey gördüğünde o münkerâtı eliyle tağyir etsin, eğer eliyle tağyire kaadir olamazsa diliyle tağyir etsin ve eğer diliyle de tağyire kaadir olamazsa kalbiyle buğz etsin» buyurmuştur. Hatta Sıddîk-ı A’zam (R.A.) Efendimiz Hazretleri «Ey nâs! Siz bu âyeti okursunuz ve lâkin mevzii lâyıkına vaz’ etmez ve maksadın neden ibaret olduğunu anlamazsınız. Ben Resulullah’tan işittim. Eğer bir kimse zâlimi görür de onu zulümden menetmezse Allahü Tealâ o zalimin zulmü sebebiyle azabını umuma ta’mim eder» buyurmuştur. Sûre-i Âl-i îmran’da bu ümmetin hayır ümmet olduğunu Cenab-ı Hak emribilma’ruf nehyiânilmünkerle meşgul olmasıyla beyan etmiştir. Binaenaleyh; emribilmaruf ihmal olunacak mesailden değildir.
İşte bu esasa binaen Beyzavi bu âyetin emribilma’ruf ve nehyianilmünkere şamil olduğunu beyan etmiştir. Buna nazaran manâ-yı nazım: [Ey müminler! Nefsinize mülâzemet ve isyandan muhafaza edin ve nefsinizi ıslah edip emribilma’ruf ve nehyianilmünker edince nasihatinizi dinlemeyerek dalâleti irtikâb ve ısrar eden kimselerin dalâleti size zarar vermez] demektir. Şu halde âsîlerin isyanının zarar yermemesi emribilma’ruf ve nehyianil-rnünker etmek şartıyla meşruttur. Binaenaleyh; emribilmaruf olmadığı surette âsîlerin şerri muti’ olanlara isabet edeceğine şüphe yoktur ve âlemde her zaman vukuat buna şahittir. Çünkü; âsîlerin isyanına ve zalimlerin zulmüne âmmenin sükûtu zımnen rızayı müstelzim olduğundan belâ cümlesine şamil olur. Zira; günahı işleyen kimseyle işlemeyip men’ine çalışmayarak sükût eden kimse dünya azabında müsavi ve müşterektir. (Abdullah b. Mübarek) Kur’ân’ın emribilma’ruf hakkında en kuvvetli âyeti du olduğunu beyan etmiş ve demiştir ki, «Bu âyette enfüsle murad; cümle müminlerdir. Zira; bir dine mensup olan cümle nâs şahs-ı vahid menzilesindedir». Binaenaleyh; buna nazaran manâ-yı âyet: [Ey müminler! Siz kendi dininiz erbabına ve dindaşlarınıza mülâzemet edin ve onları vaaz u nasihatla ıslah edin ve emribilma’ruf ve nehyianilmünkerle ihvan-ı dininizi doğru yola sevk edip ihtida edince ehl-i dalâlin dalâleti size zarar vermez] demektir. Bu manâya nazaran âyet; emribilma’rufu şiddetle âmirdir. Fahr-i Razi’nin beyanı veçhile (Abdullah b. Mes’ud) ve İbn-i Ömer (R.A.) Hazretleri bu âyetin tevilinin âhir zamanda zuhur edeceğini beyan etmişler ve âhir zamanda siz fırkalara ayrılıp bazınız bazınıza zarar edip birbirinizin acınızı tatmadıkça emribilma’ruf ve nehyianilnıünker edin. Yalnız kendi nefsinizi ıslaha hasr-ı himmet etmeyin. Amma âhir zamanda fırkalar zuhur edip, kalpler müteferrik olup, sözleriniz bir araya gelmediğinde ve herkes birbirini tanımaz olduğunda bu âyetin sırrı zuhur eder, herkes kendi nefsine sahip olup âhara emir ve nehiy edemezler» demişlerdir. Gerçi âyette hitap umuma ve her zamana şamil olduğundan Fahr-i Razi âhir zamana tahsisini zayıf addediyorsa da şu tevcih zamanımıza pek muvafıktır. Çünkü; zamanımızda söz dinlemek ve dinletmek ve büyüklerin nasihatına kulak vermek ve birbirinden utanmak geçmiştir. Zira; herkes kendinden büyük kimseyi görmüyor ve tanımıyor. Binaenaleyh; emribilma’ruf menfaat yerine zarar verdiğinden köşe-i vahdette erbab-ı isyana buğz-u fillâhtan başka çare kalmamıştır. Çünkü; emribilma’ruf ta nefsine, malına ve ırzına zarar muhtemel olursa vacip olan buğz-u fillâhtır. Ancak kendi nefsine sahip olur. İşte o vakitte erbab-ı salaha âsîlerin isyanının zararı olmaz. Çünkü; sükût zarurîdir. Tefsir-i Taberi’de bu tevcihi te’yid etmektedir. Fahr-i Razi, Kazi ve Hâzin’in beyanları veçhile âyetin sebeb-i nüzulü; müminlerin kâfirler üzerine küfürlerinden dolayı mahzun olmaları ve bilhassa kendi aşiretleri kabileleri ve akrabalarının küfürde ısrar etmelerine son derece keder etmeleri üzerine âyetin nazil olduğu mervidir. Hulâsa; insanların kendi nefislerini ıslah edip azaptan vikaaye etmeleri vacip olduğu ve emribilma’ruf yaptıkça erbab-ı tâata ehl-i isyanın isyanlarının zararı olmayacağı ve herkesin mercii huzur-u ilâhi olduğu ve Allahu Tealâ’nın her şahsa amelini haber vereceği bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesindendir. (Hulasatu’l Beyan, En’am Suresi Tefsiri)