Muhammediler İlim Yurdu

Kadınlar Yuvalarına Dönmeli

23rd Nisan 2008

Kadınlar Yuvalarına Dönmeli

Kadınlar Yuvasına Dönmeli

Rabbimiz Ahzab Sûresi’nin 33. âyet-i kerimesinde meâlen şöyle ferman buyurmaktadır:

“(Ey kadınlar) hanelerinizde karar edin, oturun. Ve cahiliyye-i ûlâda olduğu gibi, kendinizi süsleyip, sokaklarda dolaşmayın.
Namazı ikame edin ve malınızın zekatını verin. Ve Allah ve Resulünün emir ve nehiylerine itaat edin. Ey ehl-i beyt, Allah bu emir ve nehiyleriyle sizden ancak günahı giderip, kemal üzere sizi tathir etmek murad eder.” (Mevakib Tefsiri)

Mü’min hanımlar, bilhassa günümüzde bu âyet-i kerimeyi sık sık tekrarlamak, tefsirlerden bu âyet-i kerimenin izahlarını okumalı ve “medeniyet maskesi” altında kendilerine nasıl dehşetli bir oyun oynandığını anlayıp titremelidir.
Ayet-i kerime açık. Cenab-ı Hak Mü’min hanımlara, “Evlerinizde oturun!” buyurmaktadır. Mü’minin dünyadaki Cenneti yuvasıdır. Yuvayı Cennet haline getirecek olan da şüphesiz evin hanımıdır. Yuvasını Cennet haline getiren hanımlar da bizzat Resul-i Ekrem tarafından Cennetle müjdelenmiştir. “Cennet annelerin ayaklan altındadır” hadis-i şerifi unutulmamalıdır.

Hanımların asıl yerinin evleri olduğuna ve evlerinde oturmalarının faziletine dair pek çok hadis-i şerif vardır. Pek çok hadis kitabında yer alan bir sahih hadiste şöyle buyrulmaktadır:

“Kadın beş vakit namazını kılar, Ramazan orucunu tutar, namusunu korur, kocasına İtaat ederse, ona, ‘Cennetin hangi kapısından istersen oradan gir!’ denilir.” (Camiüssağir: 30)

Ne büyük bir müjde! Bu şartlara riayet eden kadının her anı ibadet gibidir. Çocuklarına bakmak ve yetiştirmekle ayrı, kocasına yardım etmekle ayrı, yemek yapmakla ayrı, ev temizliği yapmakla ayrı mükâfat almaktadır.

Hanım, sabahleyin Besmele ile yemek yaparsa, çocuklarına Allah rızası için bakarsa, bu yaptıkları hep sadaka hükmüne geçer. Böyle bir evde Allah hakem olmuş olur. Allah’ın hakem olduğu evde de huzur olur, bereket olur.

Hadis-i şeriflerde evinde oturan, çoluk çocuğuna bakan hanımların, cihada giden erkeklerin alacağı sevabı alacakları belirtilmiştir.

Bu mühim mevzuda müfessirlerin, İslam büyüklerinin sözlerine kulak vermek lâzımdır. Nefislerin, yahut ulema-is suların söylediklerine değil…
 

Devamını Okumak İçin Tıkla »

Kategori İslamda Aile ve Çocuk | 1 Yorum

23rd Nisan 2008

Ehl-i Mücahede Ve Muhasebenin On Hasleti Var

EHL-İ MÜCAHEDE VE MÜHASEBE’NİN ON HASLETİ VAR

1- Ne doğru ne yalan ne kasden, ne amden  ve ne de sehven, Allah ile yemin içmemek.

2- Yalandan cidden, şakaen içtinab etmek.

3- Hiç bir şeye lanet etmemek, hiç bir zerreye bile zarar vermemek.

4- Kimseye beddua etmemek, velev zulüm etmiş olsun.

5- Ehl-i kıbleden olan hiç kimsenin hakkında şirk ve küfürle hükmetmemek.

6- Bir şeyi söz verip, yerine getirememekten içtinap etmek.

7- Hiç kimsenin üzerine küçük büyük işlerini yükletmemek.

8- Tama’ını insanlardan kesmek.

9- Günahlara bakmamak, azalarını ondan keff etmek.

10- Tevazu’ göstermek, herkesi kendisinden büyük bilmek, velev kafir olsun. Çünkü hidayete gelme ihtimali var.

( Futuh-ül gayb’dan ihtisar edilmiştir.)

Kategori İlim Öğreniyorum | Yorum Yok

23rd Nisan 2008

Ülker Ailesi

Bugün 4 milyar dolarlık bir servetleri olduğu iddia edilen Ülker ailesi kimdi ? önce ailenin büyüğünü kısaca tanıyalım:

Adı, İslam’dı…

XX. Yüzyılın başında Kırım’dan Türkiye’ye göç etti. Kırklareli’nin Karamehmet köyünde Numanzadelerin kızı Şakire’yle evlendi. 1911 yılında oğlu Âsim dünyaya geldi. İslam Efendi Kırklareli’nde fazla kalamadı; tekrar Kırım’a döndü. Dönüş nedeni büyük ihtimalle Balkan Savaşları olmalı.

Aşağıda vereceğimiz bilgilerin direkt Ülker ailesiyle bir ilgisi yok. Ama, Kafkaslar’dan gelen göçmenler hakkında bilgi dağarcığımızı biraz artıralım…

Klasik, resmî tarihin bize dayattığı bilgiler dışında Kırım göçleriyle (1792-1860-1864-1891-1902-1910 gibi) ilgili ne biliyorsunuz? Örneğin, Kırımçakları bilir misiniz?

“On altıncı yüzyılda, Kırımçak mezhebi Kırım’daki en büyük Yahudi toplumu olarak boy gösterdi. Kırımçaklar, on dördüncü yüzyıl sonları ve on altıncı yüzyıl başlarına kadar olan dönemde Tatar dilini konuşan, Rabbinik Yahudilerdi. Lehçeleri, bazı Îbranîce sözcükler de kullanmalarına karşın, Kırım Tatarcası’nı temel alıyordu (…) Kırımçaklar birçok Kırım şehrinde - özellikle Bahçesaray, Karasu Bazar (günümüzdeki adı Belogorsk’tur), EskiKırım, Kaffa, Kerch, Mangup, Sivastopol, Simferopol, Yalta ve Yevpatoria- yaşamışlardı.” (Kevin Alan Brook, Hazar Yahudileri, 2005, s. 427-428.)

Peki ya, Karayları (Karaimleri) bilir misiniz?

760 yılında Irak’ta Anan ben David tarafından kurulan bu Yahudi mezhebi, Torah’ın yazılı kurallarına bağlıydı. Talmud gibi benzeri sözlü yasaları reddediyorlardı. Standart Yahudi takvimini de kullanmıyorlardı.

Daha basit anlatımıyla, Müslümanların nasıl Sünnî ve Alevî mezhepleri varsa; Yahudilerin de vardı; Karaylar “Sünnî”ydi.

Bu mezhepte başlangıçta sadece İsrail kavminden insanlar vardı; ancak kısa sürede başka ırklardan insanlar da bu mezhebe girmeye başladılar ve bu başka ırklardan insanlar giderek çoğunluğu oluşturdular. Bir süre sonra İsrail kökenliler tamamen yok oldukları gibi, Türklerin dışındakiler de zamanla azınlığa düştüler. XIX. Yüzyılın sonlarına doğru mezhep mensuplarının neredeyse tamamını Türkler oluşturmaya başladı. Dolayısıyla kelime artık bir dini veya mezhebi ifade etmekten çok, bir Türk kavmini temsil etmeye başladı. Tatarca konuşuyorlardı artık ve dualarını da Tatarca etmeye başladılar.

“Musevî mezhebini kabul eden Hazar Türkleri “Karay” ismini aldılar. Karayların en kesif kısmı Kırım Yarımadası’na yerleşmiş olan Türklerdi. Fakat onlardan başka bilhassa Dağıstan mıntıkasında, Volga ve Don nehirleri arasındaki Romanlar içerisinde de Musevîlik büyük rağbet kazandı.” (Hilmi Ziya Ülken, Türk Tefekkürü Tarihi, 2004, s. 76.)

“Karaylar, her yerleştikleri yerde Yahudi gibi karşılanırlardı. Ancak XVIII. yüzyıl sonlarında Kırım, Rusların eline geçince, Rabbanilerle (Yahudi mezhebi) Karaylar arasında kanun karşısında farklılıklar doğdu. 1795′te Kraliçe Katerina II, Yahudilere uygulanan çift vergiden Karayları muaf tuta Ayrıca Karayların toprak edinmelerine izin verdi. Kanun karşısında iki grup arasında eşitsizlik 1827′de daha da artırıldı ve Kırım Karaylarıyla Kırım Tatarları gibi Çar I. Nikolas’ın koyduğu zorunlu askerlik kanunundan hariç tutulurken Yahudilere bu hak verilmedi.” (Şalom, 1 mayıs 1985.)

Karay mezhebine mensup olan Türkler zamanla Kırım’dan da ayrıldılar. Karayların bir kısmı direkt olarak İstanbul’a giderken, diğer bir kısmı önce Romanya’ya, oradan Edirne’ye ve oradan da İstanbul’a gelip yerleştiler ve “Karaköy” (eskiden Karayköy’dü) semtine adlarını verdiler.18[F72F]

Tüccarlıkta başarılıydılar. Hatta Kapalıçarşı’da Karay Sokağı vardır.
Şalom gazetesinin araştırmasına göre, İstanbul’da eskiden bin Karay ailesi vardı; sayısı son yıllarda azalmıştı.
Babası Mevlevî olan, ünlü yazar Refik Halit Karay gibi bu cemaatin üyeleri zamanla Türk Müslümanlarla karışmışlardı…

Devamını Okumak İçin Tıkla »

Kategori Genel | Yorum Yok


Giriş
ListeNur.de - islami siteler listesi