Muhammedilerin İlim Yurdu

Kafirler Aşağılanacaktır

17th Haziran 2008

Kafirler Aşağılanacaktır

Mücadele Suresi 5 ve 6. Ayetler Ayet-i Kerimenin “İnkar edenler için can yakıcı bir azap vardır” şeklindeki son cümlesi hem önceki ayetin sonu ile uyum sağlamaktadır, hem de Allah’a ve peygamberine karşı gelenlerden söz eden bundan sonraki ayetle önceki ayet arasında köprü görevini yapmaktadır. Bu, Kur’an-ı Kerim’in bir konudan diğerine geçerken hayret verici güzellikte bir bağ kurmada kullandığı metodunun gereğidir:
 

5- Allah’a ve Peygamberine karşı gelenler, kendilerinden öncekiler nasıl alçaltıldı ise öyle alçaltılacaklardır. Biz, apaçık ayetler indirmişizdir, bunları inkar edene alçaltıcı azap vardır.

6- O gün Allah onların hepsini diriltecek ve yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah onları birbir saymıştır. Onlar ise unutmuşlardır. Allah herşeye şahiddir.

Surenin birinci bölümü, müslüman topluluğun Allah tarafından korunduğunu ve desteklendiğini gösteren bir tablo niteliğindeydi. İkinci bölüm ise diğer grubun savaş ve hezimet tablolarından birini vermektedir. Allah’a ve Peygamberine karşı gelen yani Allah’ı ve Peygamberini karşılarına alarak diğer cephede yer alanların durumu sergilenmektedir. Burada cephenin ve çizginin sözkonusu edilmesi daha önce Allah’ın sınırlarından sözedilmesi nedeniyledir. Yani bu insanlar Allah’ın ve Peygamberinin belirlediği sınırda durmuyorlar. Tam tersine onların karşılarındaki çizgide duruyorlar! Bu ise, birbirine düşman olan, birbiriyle çekişme halinde bulunanların somutlaştırılmasıdır. Böylece onların yaptığı işin korkunçluğu ve tavırlarının çirkinliği gösteriliyor. Kendisini yaratana ve kendisine rızık verene karşı meydan okuyacak bir tutum içine girmek ve O’nun belirlediği sınırları çiğneyerek utanmadan böbürlenerek bunların karşısında yer almaktan daha kötü ne olabilir?

Allah’a karşı gelen, kötülükte direten ve bu halleriyle övünenler: “Kendilerinden öncekiler nasıl alçaltıldı ise öyle alçaltılacaklardır.” Tercih edilen görüşe göre bu söz onların aleyhine bir bedduadır. Yüce Allah’ın duası ise hükmün kendisidir. Zira asıl dileyen O’dur. Dilediğini yapan da O’dur. Ayet-i Kerime’de geçen “Ketb” kavramı, kahretmek ve zillete düşürmektir. “Onlardan öncekiler” ise ya yüce Allah’ın cezalandırdığı daha önceki topluluklardır. Ya da bu ayetten önce meydana gelen olaylarda müslümanlar tarafından mağlup edilenlerdir. Mesela Bedir’de olduğu gibi.”Biz apaçık ayetler indirmişizdir.”Bu ifade Allah’a ve Peygamberine karşı gelenlerin dünyadaki sonları ile ahiretteki sonlarını birbirinden ayırmaktadır. Böylece hem dünyadaki hem ahiretteki akibetlerinin bu ayetlere karşı tutumlarından kaynaklandığı belirtilmiş oluyor. Ayrıca onların bu akibetlere uğramalarının cahillikten ve gerçeğin kapalı oluşundan kaynaklanmadığı, gerçeğin kendilerine açıklandığı bu apaçık ayetlerle gerçeği öğrendikleri ortaya konuyor.

Kategori Tefsir, İlim Öğreniyorum | Yorum Yok

17th Haziran 2008

Salat-ı Münciye, Salat-ı Nariye, Salat-ı Fethiye

1. Salât-ı Münciye

اَللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ صَلاَةً تُنْجِينَا بِهَا مِنْ جَمِيعِ اْلاَحْوَالِ وَاْلآفَاتِ وَتَقْضِى لَنَا بِهَا جَمِيعَ الْحَاجَاتِ وَتُطَهِّرُنَا بِهَا مِنْ جَمِيعِ السَّيِّئَاتِ وَتَرْفَعُنَا بِهَا عِنْدَكَ اَعْلَى الدَّرَجَاتِ وَتُبَلِّغُنَا بِهَا اَقْصَى الْغَايَاتِ مِنْ جَمِيعِ الْخَيْرَاتِ فِى الْحَيَاتِ وَبَعْدَ الْمَمَاتِ اِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

“Allâahümme salli alâa seyyidinâa Muhammedin ve alâa âali seyyidinâa Muhammedin salâaten tünciinâa bihâa min cemî’il-ehvâali ve’l âafâat. [Arapça metinde “ehvâl” kelimesi, “ahvâl” olarak dizilmiş; doğrusu burada yazıldığı gibi “ehvâl”dir. Düzeltir özür dileriz.] Ve takdıy lenâa bihâa cemî’alhaacâat ve tütahhirunâa bihâa min cemî’is-seyyi’âat ve terfeunâa bihâa indeke a’led-derecâat ve tübelligunâa bihâa aksa’l gaayâati min cemî’il-hayrâti fi’l-hayâati ve ba’del-memâat. Inneke alâa külli sey’in kadiyr.”

Mânâsı:

“Allâh’ım, Efendimiz Muhammed’e ve ehl-i beytine bizi bütün korku ve âfetlerden kurtaracağın, bütün ihtiyaçlarımızı göndereceğin, bütün günahlarımızdan temizleyeceğin, nezdindeki derecelerin en yücesine yükselteceğin, hayatta ve ölümden sonra bütün hayırların nihâyetine ulaştıracağın şekilde râhmet eyle. Muhakkak sen her şeye kaadirsin.”

***

2. Salât-ı Nâriye

اَللَّهُمَّ صَلِّ صَلاَةً كَامِلَةً وَسَلِّمْ سَلاَمًا تَامًّا عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ الَّذِى تَنْحَلُّ بِهِ الْعُقَدُ وَتَنْفَرِجُ بِهِ الْكُرَابُ وَتُقْضَى بِهِ الْحَوَائِجُ وَتُنَالُ بِهِ الرَّغَائِبُ وَحُسْنُ الْخَوَاتِمِ وَحُسْنُ الْخَوَاتِمِ وَيُسْتَسْقَى الْغَمَامُ بِوَجْحِهِ الْكَرِيمِ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ فِى كُلِّ لَمْحَةٍ وَنَفنسٍ بِعَدَدِ كُلِّ مَعْلُومٍ لَكَ

“Allâahümme salli salâaten kâamileten ve sellim selâmen tâammen alâa seyyidinâa Muhammedini’l-lezii tenhallü bi-hil’ukadü ve tenfericü bihi’l-kürabü ve tükdaa bihi’l-havâaicü ve tünâalü bihi’r ragaaibü ve husnü’lhavâatimi ve husnü’l-havâatimi ve yüsteska’l gamâamü bivechihi’l-keriim ve alâa âalihii ve sahbihii fîi külli lemhatin ve nefesin bi-adedi külli ma’lûmin lek.”

Mânâsı:

“Allâh’ım, kendisi hürmetine dügümler çözülen, gamlar-kederler açılan, ihtiyaçlar giderilen, isteklere, hüsn-i hâtimelere güzel âkibetlere nâil olunan, kerem (cömertlik) sahibi yüzü-suyu hürmetine bulutların sulandığı, Efendimiz Muhammed Mustafa’ya (s.a.v.) ve onun âl ve ashâbına; her bakış ve her nefeste ve zâtınca mâlum olanların sayısınca, kâmil bir rahmet ve tam bir selâmet ihsan eyle.”

Her gün Peygamber Efendimize çokça salevât okumalıdır. Bilhassa salât-i münciye, salât-i nâriye ve salât-i fethiyye’ye devam edilmelidir. Herhangi bir sıkıntı anında bunların hatmi yapılarak duâ edilirse, Cenâb-i Hak dilekleri kabul eder. Salât-i Münciye’nin hatmi 1000, salât-i nâriye’nin hatmi ise 4444 defa okumaktır.
***

3. Salât-ı Fethiyye

اَللَّهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ وَبَارِكْ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ الْفَاتِحِ لِمَا اُغْلِقَ وَالْخَاتِمِ لِمَا سَبَقَ نَاصِرِ الْحَقِّ بِالْحَقِّ وَالْهَادِى اِلَى صِرَاطِكَ الْمُسْتَقِيمِ وَعَلَى آلِهِ حَقَّ قَدْرِهِ وَمِقْدَارِهِ الْعَظِيمِ

“Allâahümme salli ve sellim ve bâarik alâa seyyidinâ Muhammedini’l-fâtihi limâa uğlika ve’l-hâtimi limâa sebeka nâasıri’l-hakkı bi’l-hakkı ve’lhâadii ilâa sirâatıke’l müstakıym ve alâa âalihii hakka kadrihii ve mikdâarihi’lazıym.”

Mânâsı:

“Allâh’im salât ve selâm eyle ve mübarek kıl; kilitlenmişlerin açıcısı, öncekilerin sonuncusu, Hakk’a hak ile yardımcı, doğru yoluna hidâyet eden Efendimiz Muhammed’e ve onun ehl-i beytine onun kadrince ve azîm mikdarınca.” (Muhtasar İlmihal, Hasan Arıkan, Fazilet Neşriyat, İstanbul, yyy., s. 168-170)

Kategori Hadis, İlim Öğreniyorum | Yorum Yok

17th Haziran 2008

Hakiki Tesettür Hakkında Müfessirlerin Görüşleri

 

HULASAT-UL BEYAN TEFSİRİ
 

Vacip Tealâ bigayrıhakkın insanlara ifk ü iftira ve sair hususatla eza eden sefihleri menettikten sonra bilûmum hatunlara lâyık olan kıyafetlerini takınmalarım tavsiye etmek üzere buyuruyor.
[Ey Nebiyy-i Zişan! Sen zevcelerine, kerimelerine ve sair müminlerin zevcelerine de ki onlar bürgülerini üzerlerine bürüsünler.]

[Zira onların bürgülerini üzerlerine bürünmeleri onların bilinip de eza olunmamalarına ziyade yakındır.]

[Halbuki Allaha Tealâ onlardan evvelce vaki olan kusurlarını affedici ve hallerine münasip mesalihi temşiyetle merhamet buyurucudur.]

Yani; ey kullarımızı irşad için meb’ûs ve müeyyedminindillâh olan Nebiyy-i Zişan! Evvelâ kendi ezvac-ı mutahheratına, kerimelerine ve saniyen sair müminlerin haremlerine nasihat tarikıyla de ki onlar bürgülerini üzerlerine bürünsünler. Zira; şu bürgülerini bürünmeleri onların bilinmekle süfehanın taarruzundan kurtulup îzâh olunmamalarına en yakın bir meslektir. Halbuki Allahü Tealâ bu âyetin nüzulünden evvel burgusuz gezmelerinden dolayı vâki olan kusurlarını setreder ve hallerine münasip ahkâmı inzalle merhamet buyurur. Çünkü; hasbelicab taşra çıkan kadında çarşaf olmayınca süfeha güruhu onları açık görüp tamaa-düştükleri gibi şüpheli ve iffetini ihlâl eden kadınlardan zannıyla arkalarına düşerek rahatsız edeceklerine binaen Cenab-ı Hak kadınların çarşaf bürünüp mesture olmalarını emretmiş ve hikmeti de bürgülü olan kadının kim olduğu bilinmemekle suizandan ve süfehanın takibinden kurtulmaları olduğunu beyan etmiştir. Şu halde tesettürün meşruiyetindeki hikmet; fitne kapısını kapamak, nesebi ziya’dan muhafaza etmek, zevceyi zevce rabıtla başkasının taarruzundan kurtarmak, aile teşkilâtına intizam vermek, evlâdın terbiyesine ve dünyanın imarına erkek dışarıdan, kadın içeriden çalışmaktır.

işte bu âyet-i celileyle Cenab-ı Hak afife olan kadınları setir sebebiyle süfehanın su-u zannından ve taarruzlarından mahfuz kılmakla kalplerinin rahat olacağını beyan etmiştir. Çünkü; burgusuz gezen hatunun şekli ve kıyafeti görüldüğü cihetle kalbinde fesat olan kimselerin tamamı celbedip o vesileyle takibederek akıbet fitneye bâdı veyahut halk arasında güft ü gûyu mucip olarak birtakım rahatsızlığı mucip olacağı ve bu rahatsızlık zevçle zevce arasında imtizaçsızlığa müncer olup bilâhare tefrikayı dahi intaç ettiği çok defa görülmektedir. Şu halde setirle emir; bütün insanların kalplerinin rahatını ve aile arasında imtizacın esasını ve biçare çocukların terbiyesini te’min etmekle ve insanların yekdiğerine husumetten âzâde olmakla âlemin intizam üzere cereyanına büyük bir hadim ve kanun-u daimdir. Zira: kadının Örtülü bulunup ecaniple ihtilâttan memnu’ olması zevcin emniyetini ve kalbin şüpheden vareste olmasını mucip olduğundan zevçle zevce beyninde muhabbetin devamına ve nesebin su-u zandan beri olmasına ve aile hayatının rahatla geçmesine sebeptir. .

İşte nisvanın tesettürü hakkında insanların her cihetle fevaidini mucip ve insaniyete büyük bir hizmet ve bilhassa kadınlar hakkında bir lütuf olduğunu idrakten âciz, hava ve hevesine tâbi ve kuvve-i behimiyesi kuvve-i insaniye ve müdrikesine galip olan kimseler Avrupa’nın yaramaz ve hayvan meşrepli ve gayret-i in-saniyesini zayi etmiş birtakım insanların âdât-ı kerihelerini tahsirile tesettür-ü nisvana itiraz ederek tesettür-ü nisvan; hürriyet-i nisvam selp, müddet-i hayatında hapis, faydasız tazyik ve onları mertebe-i insaniyeden iskat etmek ve hukuk-u medeniyeden çıkarmak gibi birtakım vesvese-i şeytaniye dermeyan ederler. Halbuki tesettür; kadınların hürriyetlerini muhafazaya yegâne hadimdir. Çünkü; hatunlar çocuk getirmekle ve hamil meşakkatlarıyla meş¬gul olduğu cihetle emr-i maişetini lâyıkıyla te’min edemediğinden behemehal maişet hususunda bir erkeğin himayesinde bulunması zaruridir ve onun maişetini tedarike zevci borçludur. Halbuki şimdi kadın hak sahibi, erkek borçludur. Bunun hürriyet hangisin-dedir? izdivaç meselesinde zevcin zevceyi veyahut zevcenin zevci himayesi, birinin âmir, öbürünün me’mur olması âheng-i intiza¬mın yoluyla cereyan etmesinde emr-i lâzım ve zaruridir. Şu halde hangisi âmir ve hangisi me’mur olacak? Eğer kadın âmir olsun denecekse, fıtrattaki noksana ne denilecek? Eğer fıtratı tebdil mümkünse bu iddia doğru olabilir. Meselâ çocuk doğurmayı erkekler alıp onlarda olan kuvvet, kudret, şecaat, celâdet, dirayet ve zekâyı kadınlara vermek mümkünse bunun çaresini düşünmeli ve bir vakit için erkekliği kadınlara vermeli kadınlığı da erkekler al¬malıdır. Kadınları erkekler kadar veyahut daha ziyade yükseltmeye çalışanlar evvelâ fıtratı tebdile çalışmalıdırlar, yoksa fıtrat değişmedikçe herkesin meziyeti kendindedir. Bu evhamla yaşa¬yanların kendilerindeki meziyeti ariyet suretiyle başkalarına verip onlarda olan fıtrattaki noksanı kendim alacağım diye kadınları merasimde takdim etmek, arabada sağ tarafa bindirmekle Allah’ın verdiği ulviyeti süfliyete tenzil eylemek hamakattan başka birşey değildir. Çünkü; fıtratta rical hakimdir ve nisvamn pek çok husu-satta ricale ihtiyacı aşikârdır. Bu kadar bedahete karşı «Ben bunun aksini yürüteceğim» diye uğraşmak hamakat ve safdil kadın¬ları aldatmaktan başka ne olur?

Şu halde fıtraten hatun erkeğe muhtaç olup zevç hatunun mu¬hafazasına me’mur olunca bütün meü’net ve meşakkati üzerine aldığı hatundan zevcin de bir isteyeceği vardır. O da, iffet, taharet ve töhmetten beraettir; İffeti muhafazada bile kadın yine zevcinin himayesine muhtaçtır. Çünkü; kadın ecanibin taarruzuna müdafa-dan âciz kaldığı gibi meşakkate ve uzak mahalle misaferete taham¬mülü olamaz ve tahammülü farz olunsa tahammüle mani birçok halleri vardır. O halleri değiştirmek mümkün müdür? Şu halde behemehal idame-i hayatı bir recüle muhtaç olunca o recülün mu¬habbetini celbetmesi ve onun hüsn-ü zanm altında yaşaması zaruri değil midir? O kadının refah ü saadetle vakit geçirmesi zevcinin muhabbetinin devamına iffetinin şüpheden halı olmasına bağlı de¬ğil midir? Şimdi o hatun açık olarak istediği yerde gezer ve iste¬diği kimselerle görüşürse zevcin hüsn-ü zanninı idame edebilir mi ve şüpheden kurtulur mu? Halbuki onun rahatı, refah ve saadeti zevcin hüsn-ü zannına bağlı değil mi? Eğer istediği yerde gezer, herkesle görüşür de zevcine şüphe gelir, kalbi rahatsız olursa bu şüpheyi izale ve kalbinin rahat olması setirden başka neyle ola¬bilir? Eğer şüphe gelmezse çölde gezen behâimle onun ne farkı vardır? Serbest gezmesiyle hasıl olan töhmet zevçle zevce arasındaki muhabbetin nefrete tebeddülüne ve nefret de akıbet firkata sebep olursa bundan en çok zarar görecek kadın değil midir? Çünkü; firkat vuku bulunca kadının himayesine iltica edecek velisi ya bulunur ya bulunmaz. Eğer bulunursa velisinin himayesi altında me’yusane vakit geçirmesi ve aile teşkilâtından mahrum olması mı hürriyettir; yoksa zevcinin muhabbetinin idamesiyle evlâd ü ahfat yetiştirmek ve onların muradını görmek ve bir aile reisi olarak yaşamak mı hürriyettir? Eğer himaye edecek velisi yoksa sokakta kalacak ve binnetice şunun bunun hizmetçiliğine arz-ı ihtiyaç ede¬cek veyahut süfehanm taarruzuna uğrayacak, sefalete düşecek. Bu levha-i sefalet mi hürriyettir? Evet! Mesture olanlarda dahî bazı iffetini ihlâl edenler bulunabilir, fakat serbestiye nispetle nadir olduğu gibi bizim için vazife, setir hususunda Allah’ın emrini ye¬rine getirmektir. Allah’ın emrini yerine getirdikten sonra vâki olan şeyden mes’ûl olunmayacağı malûmdur.

Şu tafsilâta nazaran İslâm kadınlarının hürriyeti erkeklerden daha ziyadedir. Çünkü; yalnız mesture bulunup dahil-i beytte aile teşkilâtıyla meşgul olmasına mukabil zevç nafakasını, kisvesini ve süknasım te’min etmekle mükellef olduğu gibi ikisinden hasıl olan çocukların nafakalarını tedarik ve her” cümlesinin refah ü saaâdetlerini te’min etmekle dahi mükelleftir. Bu uğurda esbab-ı maişet yüzünden her türlü mezahime göğüs germek gece, gündüz onların rahatını düşünmek ve onların muhafaza ve himayelerini der’uhte etmek gibi sayılmaz ve tükenmze meşakkat ve düşüncelere karşı İslâmiyette kadının mükellef olduğu şey yalnız zevcinin muhab¬betini ihlâl etmemekle kalbini tatmin etmektir. Şimdi erbab-ı in¬saf düşünsün! Hürriyet kimdedir? Kadın zevcine mi, yoksa zevç kadına mı hizmet ediyor?

Hulâsa; hatunların bürgü bürünmeleri vacip olduğu ve bürgülü olunca ecanibin o kadının kim olduğunu bilemediklerinden dolayı taarruzdan vareste olup ezadan kurtuldukları ve hatunların mesture olmalarıyla fitne kapılarının kapanacağı bu âyetten müs-tefad olan fevaid cümlesindendir.

Devamını Okumak İçin Tıkla »

Kategori İslamda Aile ve Çocuk | Yorum Yok


Giriş