MÜHİM İKİ MES’ELENİN İZAHI-2
İkinci Mes’ele:
Yine bazılarınca yanlış anlaşılan bir mes’ele de şudur: “Meyve Risalesi” ismiyle ma’ruf 11. Şua’da, Üstad Hazretleri bir ayet-i kerimenin işarî bir manasını anlatırken şöyle demektedir:
“Evet, evvelâ başta لا إكراه في الدين قد تبين الرشد من الغي
İZAH: Dikkat edildiğinde görülecektir ki; Üstad bu cümleleri ile, cihad-ı diniyenin kaldırılmasını tasvib ve tasdik etmek değil, aksine dindeki cihadı isbat edip, bu cihad-ı diniyeyi hükumetlerinden kaldıran devletleri tenkid etmektedir. Üstad’ın bu ifadelerinin manası şudur:
Ahirzamanda Deccaliyet ve Süfyaniyet komiteleri, bütün dünyada, hususen alem-i İslamda ve merkez-i hilafette bir inkılab yapacaklar ve bu inkılab neticesinde laiklik ve hürriyet-i vicdan hükumetlerde bir kanun-u esasî olarak vaz’edilecek. Yani Alem-i İslam’da, haricî küffara karşı maddî cihad-ı dinî kaldırılacak ve onlarla sulh yapılacak. Dahilde de mürtedlere (din-i İslam’ı terk eden kafirlere) ve âsîlere karşı ukubat ve hudud-u şer’iyye terk edilecek, buna mukabil, kafirleri, mürtedleri ve âsîleri muhafaza eden bu laiklik ve hürriyet-i vicdan namları altında, Müslümanlar tahkir edilip zillete sokulacaktır. Ayetin bu ihbar-ı gaybîsi aynen vuku bulmuş ve laiklik ve hürriyet-i vicdan namları altında, kafirler ve münafıklar tarafından Müslümanların bir kısmı, zindanlara atılmış, bir kısmı da kılıçdan geçirilmiştir.
Yukarıda da isbat ve izah edildiği üzere; cihad-ı diniye, din-i İslamı ve Müslümanları kafirlerin tecavüzünden muhafaza etmeye sebebdir. Ukubat ve hudud-u şer’iyye ise, dahildeki asayişi te’min edip zulme, anarşizme ve ahlaksızlığa mani olmaktadır. Bu cihad-ı maddînin ve ukubat ve hudud-u şer’iyyenin icrası ise ancak devlet tarafından yapılabilir. Üstad’ın daha evvel de zikredilen şu beyanı;
“Bir hükûmet, mücahede ettikçe cesareti artar, terkettiği zaman cesareti azalır ve binnetice cesaret de, hükûmet de söner, mahvolur. (İşaratül icaz-164)
Hem Sultan Reşad’a ve Adnan Menderes’e yaptığı şu ihtar;
“Eğer beşer çabuk aklını başına alıp adalet-i ilahiye namına ve hakaik-i İslamiye dairesinde mahkemeler açmazsa, maddî ve manevî kıyametler başlarına kopacak, anarşistlere,Ye’cüc ve Me’cüc’lere teslim-i silah edecekler diye kalbe ihtar edildi.”(Hutbe-i Şamiye zeyli)
Hem şu ayet-i kerime;
وَلاَ يَزَالُونَ يُقَاتِلُونَكُمْ حَتَّىَ يَرُدُّوكُمْ عَن دِينِكُمْ إِنِ اسْتَطَاعُواْ
Meali: Ey müminler! Eğer müşrikler kadir olurlarsa, tâ sizi dininizden döndürmek zu’muyla (zannıyla) daima mukateleden münfek olmazlar (ayrılmazlar). (Mevakib-Bakara-217)
Bu ayet-i kerime ve Üstad’ın bu iki ifadesi gösteriyor ki; eğer hükumetler cihad-ı maddîyi terk ederlerse küffarın istilasına uğrar. Eğer içtimaî saadetin ana esası olan ukubat ve hudud-u şer’iyyeyi ikame etmezlerse, anarşistliğe ve dahilî fitnelere maruz kalırlar. Alem-i İslam’ın hal-i hazırdaki zillet ve sefaletinin ana müsebbibi budur. Ve cihadı ve mahkeme-yi şer’iyyeleri ikame etmedikleri müddetçe bu zillet ve sefaletten kurtulmaları da mümkün değildir.
İşte Üstad Hazretleri bu ayetin bir işaret-i gaybiyesini izah ederken, bu noktalara da ima ederek diyor ki; Deccaliyet ve Süfyaniyet komitelerinin yaptıkları inkılablar neticesinde, Alem-i İslamdaki, bilhassa merkez-i hilafetteki hükumetlerin, laiklik ve hürriyet-i vicdan namları altında cihad-ı maddîyi ve ukubat ve hudud-u şer’iyyeyi terk ettiği böyle bir zamanda, ancak devlet tarafından yapılabilen cihad ve mahkeme-yi şer’iyyelerin ikamesi terk edildiği için zarurete mebni ve muvakkaten, yalnızca cihad-ı manevîyi deruhte ederek, Kur’an’ın i’caz-ı manevîsinden çıkan Risale-i Nur, verdiği iman-ı tahkikî dersleriyle, hem haricî küffardan gelen tecavüzlere karşı, hem de dahilde irtidad ve dinsizlikten ve ahlaksızlıkdan gelen anarşizme karşı bir cihad-ı manevî yapacaktır ve yapmaktadır. Cihad-ı maddî olmadan yapılan bu mücerred cihad-ı manevî, Mehdîliğin ikinci ve üçüncü mümessillerinin gelmesine kadar devam edecektir. Onlar geldikten sonra ise yine evvela cihad-ı manevî yapılmakla beraber, haricî küffara karşı tebliğden sonra cihad-ı maddî de ikame edilecektir.
Acaba bütün eserlerinde cihad-ı maddî-yi dinîyi isbat eden ve ahkam-ı Kur’aniyenin hakimiyeti için çalışan ve bu laiklik ve hürriyet-i vicdan kanunları yüzünden ömrünün yirmi seneyi aşkın bir zamanını hapishanelerde ve tecrid-i mutlakda tazyikat altında ve işkencelerle geçiren bir zatın, böyle bir ayetin işarî bir manasını beyan ettiği ifadelerine bakarak, hem ona da asıl muradının tamamen aksine, gûya hâşâ laiklik ve hürriyet-i vicdanı tasvib ediyormuş gibi bir mana vererek ayetin sarahatini inkar etmek, böylelikle Kur’an-ı Azimüşşana ve ehadis-i şerifeye ve bütün ulema-i İslam’a muhalif bir caddeye girmek dalalettir, küfürdür.
Üstad Hazretleri burada hâşâ laiklik ve hürriyet-i vicdanı tasvib etmiyor, belki ihbar ediyor, bu tarihlerde İslamiyetten evvelki cahiliye zamanının yeniden canlanacağını haber veriyor ve cihad-ı maddînin lüzumuna ima ediyor.
lhasıl: Kur’an-ı Hakim, bu ve bunun gibi ayetlerle laiklik ve hürriyet-i vicdanı haber veriyor. Fakat onları medh etmiyor, zemmediyor, küfür ve dalalettir diyor.
Üstad’ın da hadîs-i şeriflere istinaden haber verdiği gibi, inşaallah Hz. Mehdî ve onun cemaat-i nuraniyesi gelecek ve alem-i İslamdaki bu cereyan-ı münafıkaneyi kaldırıp cihad-ı maddîyi ve mahkeme-yi şer’iyeleri ikame edecektir.
Kategori Risale-i Nur | Yorum Yok