Muhammedilerin İlim Yurdu

Hakiki Tesettür Hakkında Müfessirlerin Görüşleri

17th Haziran 2008

Hakiki Tesettür Hakkında Müfessirlerin Görüşleri

 

HULASAT-UL BEYAN TEFSİRİ
 

Vacip Tealâ bigayrıhakkın insanlara ifk ü iftira ve sair hususatla eza eden sefihleri menettikten sonra bilûmum hatunlara lâyık olan kıyafetlerini takınmalarım tavsiye etmek üzere buyuruyor.
[Ey Nebiyy-i Zişan! Sen zevcelerine, kerimelerine ve sair müminlerin zevcelerine de ki onlar bürgülerini üzerlerine bürüsünler.]

[Zira onların bürgülerini üzerlerine bürünmeleri onların bilinip de eza olunmamalarına ziyade yakındır.]

[Halbuki Allaha Tealâ onlardan evvelce vaki olan kusurlarını affedici ve hallerine münasip mesalihi temşiyetle merhamet buyurucudur.]

Yani; ey kullarımızı irşad için meb’ûs ve müeyyedminindillâh olan Nebiyy-i Zişan! Evvelâ kendi ezvac-ı mutahheratına, kerimelerine ve saniyen sair müminlerin haremlerine nasihat tarikıyla de ki onlar bürgülerini üzerlerine bürünsünler. Zira; şu bürgülerini bürünmeleri onların bilinmekle süfehanın taarruzundan kurtulup îzâh olunmamalarına en yakın bir meslektir. Halbuki Allahü Tealâ bu âyetin nüzulünden evvel burgusuz gezmelerinden dolayı vâki olan kusurlarını setreder ve hallerine münasip ahkâmı inzalle merhamet buyurur. Çünkü; hasbelicab taşra çıkan kadında çarşaf olmayınca süfeha güruhu onları açık görüp tamaa-düştükleri gibi şüpheli ve iffetini ihlâl eden kadınlardan zannıyla arkalarına düşerek rahatsız edeceklerine binaen Cenab-ı Hak kadınların çarşaf bürünüp mesture olmalarını emretmiş ve hikmeti de bürgülü olan kadının kim olduğu bilinmemekle suizandan ve süfehanın takibinden kurtulmaları olduğunu beyan etmiştir. Şu halde tesettürün meşruiyetindeki hikmet; fitne kapısını kapamak, nesebi ziya’dan muhafaza etmek, zevceyi zevce rabıtla başkasının taarruzundan kurtarmak, aile teşkilâtına intizam vermek, evlâdın terbiyesine ve dünyanın imarına erkek dışarıdan, kadın içeriden çalışmaktır.

işte bu âyet-i celileyle Cenab-ı Hak afife olan kadınları setir sebebiyle süfehanın su-u zannından ve taarruzlarından mahfuz kılmakla kalplerinin rahat olacağını beyan etmiştir. Çünkü; burgusuz gezen hatunun şekli ve kıyafeti görüldüğü cihetle kalbinde fesat olan kimselerin tamamı celbedip o vesileyle takibederek akıbet fitneye bâdı veyahut halk arasında güft ü gûyu mucip olarak birtakım rahatsızlığı mucip olacağı ve bu rahatsızlık zevçle zevce arasında imtizaçsızlığa müncer olup bilâhare tefrikayı dahi intaç ettiği çok defa görülmektedir. Şu halde setirle emir; bütün insanların kalplerinin rahatını ve aile arasında imtizacın esasını ve biçare çocukların terbiyesini te’min etmekle ve insanların yekdiğerine husumetten âzâde olmakla âlemin intizam üzere cereyanına büyük bir hadim ve kanun-u daimdir. Zira: kadının Örtülü bulunup ecaniple ihtilâttan memnu’ olması zevcin emniyetini ve kalbin şüpheden vareste olmasını mucip olduğundan zevçle zevce beyninde muhabbetin devamına ve nesebin su-u zandan beri olmasına ve aile hayatının rahatla geçmesine sebeptir. .

İşte nisvanın tesettürü hakkında insanların her cihetle fevaidini mucip ve insaniyete büyük bir hizmet ve bilhassa kadınlar hakkında bir lütuf olduğunu idrakten âciz, hava ve hevesine tâbi ve kuvve-i behimiyesi kuvve-i insaniye ve müdrikesine galip olan kimseler Avrupa’nın yaramaz ve hayvan meşrepli ve gayret-i in-saniyesini zayi etmiş birtakım insanların âdât-ı kerihelerini tahsirile tesettür-ü nisvana itiraz ederek tesettür-ü nisvan; hürriyet-i nisvam selp, müddet-i hayatında hapis, faydasız tazyik ve onları mertebe-i insaniyeden iskat etmek ve hukuk-u medeniyeden çıkarmak gibi birtakım vesvese-i şeytaniye dermeyan ederler. Halbuki tesettür; kadınların hürriyetlerini muhafazaya yegâne hadimdir. Çünkü; hatunlar çocuk getirmekle ve hamil meşakkatlarıyla meş¬gul olduğu cihetle emr-i maişetini lâyıkıyla te’min edemediğinden behemehal maişet hususunda bir erkeğin himayesinde bulunması zaruridir ve onun maişetini tedarike zevci borçludur. Halbuki şimdi kadın hak sahibi, erkek borçludur. Bunun hürriyet hangisin-dedir? izdivaç meselesinde zevcin zevceyi veyahut zevcenin zevci himayesi, birinin âmir, öbürünün me’mur olması âheng-i intiza¬mın yoluyla cereyan etmesinde emr-i lâzım ve zaruridir. Şu halde hangisi âmir ve hangisi me’mur olacak? Eğer kadın âmir olsun denecekse, fıtrattaki noksana ne denilecek? Eğer fıtratı tebdil mümkünse bu iddia doğru olabilir. Meselâ çocuk doğurmayı erkekler alıp onlarda olan kuvvet, kudret, şecaat, celâdet, dirayet ve zekâyı kadınlara vermek mümkünse bunun çaresini düşünmeli ve bir vakit için erkekliği kadınlara vermeli kadınlığı da erkekler al¬malıdır. Kadınları erkekler kadar veyahut daha ziyade yükseltmeye çalışanlar evvelâ fıtratı tebdile çalışmalıdırlar, yoksa fıtrat değişmedikçe herkesin meziyeti kendindedir. Bu evhamla yaşa¬yanların kendilerindeki meziyeti ariyet suretiyle başkalarına verip onlarda olan fıtrattaki noksanı kendim alacağım diye kadınları merasimde takdim etmek, arabada sağ tarafa bindirmekle Allah’ın verdiği ulviyeti süfliyete tenzil eylemek hamakattan başka birşey değildir. Çünkü; fıtratta rical hakimdir ve nisvamn pek çok husu-satta ricale ihtiyacı aşikârdır. Bu kadar bedahete karşı «Ben bunun aksini yürüteceğim» diye uğraşmak hamakat ve safdil kadın¬ları aldatmaktan başka ne olur?

Şu halde fıtraten hatun erkeğe muhtaç olup zevç hatunun mu¬hafazasına me’mur olunca bütün meü’net ve meşakkati üzerine aldığı hatundan zevcin de bir isteyeceği vardır. O da, iffet, taharet ve töhmetten beraettir; İffeti muhafazada bile kadın yine zevcinin himayesine muhtaçtır. Çünkü; kadın ecanibin taarruzuna müdafa-dan âciz kaldığı gibi meşakkate ve uzak mahalle misaferete taham¬mülü olamaz ve tahammülü farz olunsa tahammüle mani birçok halleri vardır. O halleri değiştirmek mümkün müdür? Şu halde behemehal idame-i hayatı bir recüle muhtaç olunca o recülün mu¬habbetini celbetmesi ve onun hüsn-ü zanm altında yaşaması zaruri değil midir? O kadının refah ü saadetle vakit geçirmesi zevcinin muhabbetinin devamına iffetinin şüpheden halı olmasına bağlı de¬ğil midir? Şimdi o hatun açık olarak istediği yerde gezer ve iste¬diği kimselerle görüşürse zevcin hüsn-ü zanninı idame edebilir mi ve şüpheden kurtulur mu? Halbuki onun rahatı, refah ve saadeti zevcin hüsn-ü zannına bağlı değil mi? Eğer istediği yerde gezer, herkesle görüşür de zevcine şüphe gelir, kalbi rahatsız olursa bu şüpheyi izale ve kalbinin rahat olması setirden başka neyle ola¬bilir? Eğer şüphe gelmezse çölde gezen behâimle onun ne farkı vardır? Serbest gezmesiyle hasıl olan töhmet zevçle zevce arasındaki muhabbetin nefrete tebeddülüne ve nefret de akıbet firkata sebep olursa bundan en çok zarar görecek kadın değil midir? Çünkü; firkat vuku bulunca kadının himayesine iltica edecek velisi ya bulunur ya bulunmaz. Eğer bulunursa velisinin himayesi altında me’yusane vakit geçirmesi ve aile teşkilâtından mahrum olması mı hürriyettir; yoksa zevcinin muhabbetinin idamesiyle evlâd ü ahfat yetiştirmek ve onların muradını görmek ve bir aile reisi olarak yaşamak mı hürriyettir? Eğer himaye edecek velisi yoksa sokakta kalacak ve binnetice şunun bunun hizmetçiliğine arz-ı ihtiyaç ede¬cek veyahut süfehanm taarruzuna uğrayacak, sefalete düşecek. Bu levha-i sefalet mi hürriyettir? Evet! Mesture olanlarda dahî bazı iffetini ihlâl edenler bulunabilir, fakat serbestiye nispetle nadir olduğu gibi bizim için vazife, setir hususunda Allah’ın emrini ye¬rine getirmektir. Allah’ın emrini yerine getirdikten sonra vâki olan şeyden mes’ûl olunmayacağı malûmdur.

Şu tafsilâta nazaran İslâm kadınlarının hürriyeti erkeklerden daha ziyadedir. Çünkü; yalnız mesture bulunup dahil-i beytte aile teşkilâtıyla meşgul olmasına mukabil zevç nafakasını, kisvesini ve süknasım te’min etmekle mükellef olduğu gibi ikisinden hasıl olan çocukların nafakalarını tedarik ve her” cümlesinin refah ü saaâdetlerini te’min etmekle dahi mükelleftir. Bu uğurda esbab-ı maişet yüzünden her türlü mezahime göğüs germek gece, gündüz onların rahatını düşünmek ve onların muhafaza ve himayelerini der’uhte etmek gibi sayılmaz ve tükenmze meşakkat ve düşüncelere karşı İslâmiyette kadının mükellef olduğu şey yalnız zevcinin muhab¬betini ihlâl etmemekle kalbini tatmin etmektir. Şimdi erbab-ı in¬saf düşünsün! Hürriyet kimdedir? Kadın zevcine mi, yoksa zevç kadına mı hizmet ediyor?

Hulâsa; hatunların bürgü bürünmeleri vacip olduğu ve bürgülü olunca ecanibin o kadının kim olduğunu bilemediklerinden dolayı taarruzdan vareste olup ezadan kurtuldukları ve hatunların mesture olmalarıyla fitne kapılarının kapanacağı bu âyetten müs-tefad olan fevaid cümlesindendir.

ELMALILI TEFSİRİ

59- Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına hep söyle de cilbablarından (dış elbiselerinden) üzerlerini sımsıkı örtsünler. Bu onların tanınmalarına, tanınıp da eziyet edilmemelerine en elverişli olandır. Bununla beraber Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
59- Ey Peygamber! Hanımlarına da, kızlarına da, bütün müminlerin kadınlarına da söyle.  Görülüyor ki, burada yalnız Peygamberin hanımlarına ve kızlarına değil, Nur Sûresi’ndeki “Baş örtülerini yakalarının üstüne koysunlar, zinet yerlerini göstermesinler.” (Nûr, 24/31) âyeti gibi müminlerin kadınları dahi bu hükmün kapsamına dahil edilmiştir. Bununla birlikte müminlerin kadınlarında aslolan hürriyet olduğu için, bundan kastolunanın hür kadınlar olduğu beyan edilmiştir. Araplarda tesettür adet değildi. Cahiliyet devrinde kadına hürmet yoktu. Eski cahiliye kadınlarında erkeklerin dikkatlerini çekecek şekilde göz alıcı biçimde açık saçık çıkan, açılıp saçılan orta malı olanlar bulunurdu. Bundan dolayı kız çocuklarını diri diri gömenler olmuştu. İslam ise kadının şanını iffet ve ısmetle, vakar ve haysiyetle yükseltiyordu.

Nur Sûresi âyetleri “Mümin erkeklere söyle, gözlerini sakınsınlar” (Nur, 24/30) ve “Mümin kadınlara da söyle, gözlerini sakınsınlar.” (Nur, 24/31),  mümin erkeklerin ve mümin kadınların, yani bir cinsin karşı cinse göz dikmeyip, bakışlarını kısarak edeblerini ve iffetlerini korumayı öğreterek terbiyelerini yükseltmiş olduğu gibi, burada da imanlı hür kadınların hiçbir şekilde eziyete uğramamalarını pekiştirmek için buyuruluyor ki: Cilbablarından üzerlerini sıkı örtsünler.

CİLBAB: Baştan aşağı örten çarşaf, ferace, câr gibi dış elbisenin adıdır. “Kadınların elbiselerinin üstüne giydikleri her çeşit giysidir.” ” Tepeden tırnağa örten giysidir”, “Kadınların tesettür ettikleri her türlü elbise ve başka şeylerdir.” “Çarşaf ve peçedir”.

İDNÂ: Yaklaştırmak demek ise de, âyette ile kullanılması, kapsamak suretiyle sarkıtmak mânâsını da ifade ettiğinden üzerinden sıkı örtmek demek olur. Cilbabdan örtmek tabirinde de iki şekil vardır. Birisi cilbablarından birisiyle bütün bedenini sıkıca örtmek, birisi de bir cilbabın bir tarafıyla başından yüzünü örtmek demek olur. Bu beyanda da iki suret vardır. Birisi kaşlarına kadar başını örttükten sonra büküp yüzünü de örtmek ve yalnız tek bir gözünü açık bırakmak. ikincisi de alnının üzerinden sıkıca sardıktan sonra, burnunun üzerinden dolayıp gözlerini ikisi de açık kalsa bile, yüzün büyük bir kısmını ve göğsü tamamen örtmüş bulunmaktır. Rivayet olunduğu üzere Ümmü Seleme (r.a.) demiştir ki: “Cilbablarından üzerlerini sıkı örtsünler’ âyeti nazil olduğu zaman Ensar kadınları üzerlerine siyah elbiseler giyerek öyle bir ağırbaşlılık ile çıkmışlardı ki, başları üstünde kuşlar varmış gibi idi.”

Hz. Aişe’den rivayet edilmiştir ki; “Ensar kadınlarına Allah rahmet etsin. Bu “Ey Peygamber, hanımlarına, kızlarına bütün müminlerin kadınlarına da söyle” âyeti indiği zaman mırtlarını yardılar, onunla başlarını sardılar da Resulullah’ın arkasında öyle namaz kıldılar ki, sanki başlarında kargalar varmış gibi…” demiştir. Bu tesettür onların tanınmalarına, dağınık cariyelerden, adi kadınlardan vakar ve heybetle seçilerek hürmet edilmelerine ve dolayısıyla incitilmemelerine elverişli olan biçimdir. Gerçi eziyeti kendilerine davet edecek olan içi bozukları örtü tutacak değildir. Fakat imanlı, temiz kadınların, kirli bakışlardan yuvalarında gizli inciler gibi korunmuş kalmalarına en uygun olan biçim de budur. Asıl o zamandır ki onlara eziyet edecek olanların açık bir vebal ve iftira yüklenmiş oldukları ortaya çıkar. Ve dolayısıyla bundan önceki ve sonraki âyetlerin hükümlerine dahil olacakları anlaşılır. Bununla birlikte Allah bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulunuyor. Burada yukardaki âyetlerin eki gibi getirilen bu son cümle çok anlamlıdır. Bu bize şu mânâları ilham eder:

1- Allah’ın bağışlaması çoktur. Bugüne kadar geçmiş açıklıkları bağışlar. O kusurları örter. Rahmeti de çoktur; bundan böyle emrini tutanları rahmetiyle arzusuna çok ulaştırır.

2- Allah bağışlayıcı ve merhametli olduğu içindir ki, kadınlara eziyet edilmesine razı olmaz ve onun için örtülmelerini emreder.

3- Tesettür emrolunduğundan dolayı da kadınlar bir baskıya uğratılmasın, aşırıya gidilmesin; çünkü Allah bağışlayıcı ve çok merhametlidir. Bu emri onların aleyhine değil, lehine olarak vermiştir demek de olabilir.

FAHREDDİN RAZİ TEFSİRİ

Kadınlara Örtü
 

“Ey Peygamber! hanımlarına, kılarına ve mü’minlerin kadınlarına, dış elbiselerini üstlerine giymelerini söyle. Bu, onların tanınıp, ezâ edilmemelerini daha fazla temin eder, Allah gafurdur, rahimdir”[116]

(Ahzâb, 59).

 

Örtünün Hikmeti
 

Allah Teâlâ, mü’minlere eziyet eden kimsenin, bir bühtanı (iftirayı) üstlendiğini belirtip, bu ifadede, mükellefi mü’minlere eziyet etmekten men etme manası yatınca, eziyet sahibi olacak olan töhmet yerlerinden kaçınmasını mü’mine emretmiştir. Böylece, men edilen eziyet verme işinin ortaya çıkmasını önlemek istemiştir. Yine Cenâb-ı Hak, özellikle, sözlü eziyetlerden bahsedince, bilhassa sözlü eziyetin sebebi olan şeyden de bahsetmiştir. O da kadınlardır. Çünkü kadınları kötülükle yâd etmek, hem erkeklere, hem de kadınlara eziyet verir. Fakat erkekler böyle değildir. Çünkü bir kadını bir kimse kötülükle yâd ettiğinde, o kadın bundan eziyet duyduğu gibi, akrabaları, o kadının duyduğundan daha fazla eziyet duyar. Fakat bir kimse bir erkeği Kötü olarak yâd etse, sadece o erkek eziyet hisseder, ama kadınları bundan eziyet Hissetmezler. Câhiliyyede hem hür kadınlar, hem de cariyeler, açık-saçık olarak dışarı çıkarlardı. Bundan dolayı zinaya düşkün kimseler onları takib ederler ve böylece de : ‘ töhmet doğardı. Bu sebepten dolayı Allah Teâlâ, hür kadınlara örtünmelerini emretmiştir.

Cenâb-ı Allah, “Bu, onların tanınıp, ezâ edilmemelerini daha fazla temin eder” buyurmuştur. Bu ayetin manasının, “Onlar hür olarak tanınırlar, böylece de peşlerine kimse takılmaz” şeklinde olduğu ileri sürülmüştür. Şöyle de denilebilir: “Böylece onların zinâkâr olmadıkları anlaşılır.” Çünkü “avret” (kapatılması gereken yer) olmadığı halde yüzünü de kapatan kadının örtülmesi gereken yerlerini açabileceği düşünülemez. Böylece de bu kadınların, tandilerine zina teklifi imkânsız, birer mesture oldukları anlaşılır.

Cenâb-ı Hak, “Allah gafurdur, rahimdir” buyurmuştur. Bu, Cenâb-ı Allah sizin için, daha önce yapmış olduğunuz şeyleri bağışlar ve size, merhamet edici olarak, yaptığınız (iyiliklere) karşılık mükâfaat verir” demektir.

KURTUBİ TEFSİRİ


Ayetin ve Cilbaba Bürünme Emrinin Nüzul Sebebi:
 

Arap kadınlarının açılıp saçılmak adetleri vardı. Cariyelerin yaptığı gibi yüz­lerini örtmezlerdi. Bu ise, erkeklerin onlara bakmalarına ve onlar hakkında çeşitli düşüncelere kapılmalarına sebep oluyordu. Yüce Allah, Rasûlüne, hanımlara dışarıya ihtiyaçlarını görmek üzere çıkmak istediklerinde üzerlerine cılbablarını alarak çıkmalarını emretmesini emretti. (Evlerde) tuvaletler ya­pılmadan önce ihtiyaçları için meskûn olmayan yerlere çıkar giderlerdi. Verilen bu emir ile hür kadınlar ile cariyeler arasındaki fark ortaya çıkacak, hür kadınlar tesettürleriyle tanınacaklardı. Böylelikle gençler ya da yaşlılar on­lara söz söylemekten uzak kalacaklardı.

Bu âyetin nüzulünden önce mü’minlerin hanımlarından herbir kadın ih­tiyacını görmek için dışarı çıkar, bazı günahkârlar cariye olduğunu zannede­rek ona karşı çıkıverirdi. Hanım bunun üzerine sesini yükseltince, o da çe­ker giderdi. Mü’min erkekler durumdan Peygamber (sav)’a şikâyette bulun­dular. Âyet-i kerîme de bu sebeble nazil oldu. Bu anlamdaki açıklamaları el-Hasen ve başkaları yapmıştır.

 
Cilbab:

“Cilbablarmı…” buyruğunda geçen “el-celâbib; cilbablar” lafzı “cilbâb”ın çoğuludur. Bu ise, başörtüsünden daha büyükçe bir örtüdür. İbn Abbas ve İbn Mes’ud’dan gelen rivayete göre bu, ridâ (elbisenin üstüne giyilen üst el­bisedir, bunun kina’ (başörtüsü) olduğu da söylenmiştir. Sahih olan şudur: Cilbab bütün vücudu örten elbise, demektir. Müslim’in Sa/ıi^’indeki rivaye­te göre Um Atiyye’den şöyle dediği kaydedilmiştir. Ey Allah’ın Rasûlü dedim: Bizden herhangi birimizin cilbabı yoksa (ne yapsın?) Peygamber: “Kızkarde-şi ona kendi cilbabını giyinmek üzere versin.” diye buyurdu.

Cilbabın Örtülmesi Keyfiyeti:
 

İnsanlar cilbabın nasıl örtüleceği hususunda farklı görüşlere sahiptirler, ibn Abbas ve Abîde es-Selmanî şöyle demişlerdir: Kadın sadece kendisiyle önünü görebileceği bir tek gözü dışında bu örtüye bürünür. Yine İbn-Abbas ve Katade şöyle demişlerdir: Kadın bunu alnının üzerinden büker ve bağlar, sonra da burnunun üzerinden onu çevirir. İsterse iki gözü görülsün. Şu ka­dar var ki, cilbab göğsü ve yüzün büyük bir bölümünü örtmelidir. el-Hasen dedi ki: (Cilbab ile) yüzünün yarısını örter.

 
Yüce Allah Kadınlara Tesettür Emrini Vermiştir:
 

Yüce Allah bütün hanımlara tesettürü emretmiştir. Bu ise, ancak kadının tenini göstermeyecek elbiselerle olur. Şu kadar var ki, kadının kocası ile baş başa bulunma hali müstesnadır. O vakit dilediğini giyinebilir, çünkü koca­nın hanımından dilediği gibi faydalanma hakkı vardır.

Rivayette sabit olduğuna göre Peygamber (sav) bir gece uyanmış ve şöy­le buyurmuştur: “Allah’ı tenzih ederim. Bu gece ne fitneler indi, bu gece ne hazineler açıldı! Kim şu odalarda yatan kadınları uyandıracak? Dünyada ni­ce giyinik kadın vardır ki ahirette çıplak kalacaktır. ”

Rivayete göre Dıhye el-Kelbî, Herakliyus’un yanından geri döndüğünde Peygamber (sav), ona Kubtî diye bilinen bir elbise, vermiş ve şöyle buyur­muştu: “Bunun bir parçasını sen kendine bir gömlek yap. Hanımına da onun bir parçasını ver, onunla örtünsün.” Sonra ona şöyle buyurdu: “Ona vü-cud çizgilerini göstermemesi için bu elbisenin altına bir şeyler giyinmesini de emret. ” Ebu Hureyre hanımların ince elbiseler giymelerini sözkonusu etmiş ve şöyle demiştir: (Böyle giyinenler) giyinmiş çıplaklar, nimet içinde bedbaht olanlardır.

Temimoğullarının hanımları Âişe (r.anha)’ın huzuruna üzerlerinde ince el­biseler bulunduğu halde girdiklerinde Âişe (r.anha) onlara şöyle demiştir: Eğer sizler mü’min hanımlar iseniz şunu biliniz ki, şu elbiseler mü’min hanımla­rın giyecekleri elbiseler değildir. Şayet mü’min değil iseniz bu elbiselerle fay­dalanıyorsunuz.

Bir gelin Âişe (r.anha)’ın huzuruna getirildi. Üzerinde uspura boyanmış, kubtî bir örtü vardı. Âişe onu görünce, şöyle demişti: Bunu giyen bir kadın en-Nur Sûresi’ne iman etmiyor demektir.

Peygamber (sav)’dan da şöyle buyurduğu sabit olmuştur: “Giyinmiş fakat çıplak, kendisi meyleden ve başkalarını meylettiren, başları hörgüçleri yana yatmış deve hörgüçlerini andıran kadınlar, ne kendileri cennete girerler, ne de cennetin kokusunu alırlar. ”
Ömer (r.a) da şöyle demiştir: Bir kadının dışarıda görülecek bir ihtiyacı varsa, onu, kendisinin eski püskü elbisesini ya da komşusunun eski elbise­sini giyinip kimseye görünmeden tekrar evine geri dönünceye kadar kimse onun çıkıp gittiğini bilmeden, çıkıp gitmesini engelleyen nedir?

 
Tanınmamaya Çalışmaları:
 

“Bu, onların tanınıp incitilmemeleri için daha uygundur” buyruğunda kastedilen, hür kadınlardır. Tâ ki cariyelerle karıştırılmasınlar. Çünkü hür kadınlar olarak tanındıkları takdirde hürlüğün mertebesi göz önünde bulundu­rularak en ufak bir tepki veya kötü bir davranışla karşılaşmazlar ve böyle­likle kimse onlara umutlanarak bakmaz. Burada maksat kadının kim oldu­ğunun bilinmesi değildir. Ömer (r.a) başını örten bir cariye gördüğü takdir­de, elindeki asa ile ona vururdu. Böylelikle o, hür kadınların kıyafetinin ge­reği gibi korunmasına çalışırdı. Şöyle de denilmiştir: Şu anda hür kadın ol­sun, cariye olsun hepsinin tesettüre bürünmeleri ve başlarını örtmeleri ge­rekir. Nitekim Rasûlullah (sav)’ın ashabı, Rasûlullah (sav)’ın vefatından son­ra hanımların mescidlere gitmelerini engellemişlerdir. Oysa Peygamber (sav): “Allah’ın kadın kullarını, Allah’ın mescidlerine gitmekten alıkoymayı­nız.” diye buyurmuştur. Öyle ki Âişe (r.anha) şöyle demişti: Şayet Rasûlul­lah (sav) şu çağımıza kadar yaşamış olsaydı, hiç şüphesiz bu kadınları mes­cide gitmelerini engellerdi.

“Allah bağışlayandır, merhamet buyurandır” buyruğu teşrî’ olunan bu emirden önce cilbablarını terketmek hususunda kadınlara bir tesellidir. AHKAM TEFSİRİ
İSLÂM’DA KADININ ÖRTÜNMESİ

59- Ey peygamber, zevcelerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle. Bu, onların tanınıp eza edil­memelerine daha uygundur. Allah çok yarfıgayıcıdır, çok esirgeyicidir.

 

Âyetin Lafzî Tahlili
 

(Ezvâcike): Ezvac, zevc’in çoğuludur. Zevç, evli çiftten her birisine verilen isimdir.  Âyetteki zevceler, Resulullah (sav)’ın hanımlarıdır.

(Yüdnîne): Atarlar, örterler.

(Celâbibihînne): Çelabib, cilbab’ın çoğuludur. Çilbab, bütün vücudu Örten elbiseye denir.

(Ednâ): En yakın dernektir.

 

Âyetin İcmali Manası
 

Allahu taala. sevgili peygamberine, bütün İslâm ümmetini, İslâm ada­bına, İslâmın gelirmiş olduğu faziletli ahlaka ve hikmetli tanzimata, ferdin salahı ve cemiyetin saadetini temin için, çağırmasını emretmiştir. Bunlar* dan biri de müslüman aileye taalluk eden İçtimaî nizamdır ki, kadının ör-tünmesldir. Bu örtünme müslüman kadına farzdır. Çünkü onunla şerefini, namus ve İffetini yaralayıcı gözlerden, hasta kişilerden korumuş olur.

Bu hususta Allahu taala sevgili Peygamberine şöyle hitap etmekte­dir: Ey peygamber, Allah (cc)’ın emirlerini mümin kullarına ilet ve evvela bu emirleri kendinde uygula. Müminlerin anneleri olan temiz zevcelerine, faziletli kızlarına, İslâmın getirmiş olduğu örtünme şekliyle örtünmelerini, erkeklerin bakışlarından korunmalarını emret. Evvela bunlar Örtünsünler ki diğer kadınlara iffet ve örtünmede örnek olsunlar. Hiçbir fasık ve facir de onları görmesin.

Örtünmeyi bütün mümin ‘kadınlara da emret. Onlar do güzelliklerini, ziynetlerini örtecek bir dış elbise giysinler. Bu elbise ile bütün İnsanların dillerinden, gözlerinden uzaklaşsınlar, kendilerini korusunlar. Bu örtüle-rlyle yüzlerini ve diğer vücud azalarının tamamını kapatsınlar. Böylece cariyelerden ve ahlaksız kadınlardan seçilsinler, Garazkar kimselere he­def olmasınlar, facir kadınlardan da uzak olsunlar. Hioklmse onlara kö­tülük ve fenalık düşünemesln.

Mümin kadınların örtüleri, iffet ve namuslarını korumaya en büyük sebebtlr. Arttk onlardan kalbi bozuk kimseler de birşey umamozlar. Allahu taala emirlerini yerine getirene mağfiret eder, O, bütün kullarına da ençok merhamet edendir. Onlara ancak dünyada selamete, ahirette saadete ve­sile olarak şeyleri emreder.

 

Âyetin Tefsirindeki İncelikler
 

Birinci İncelik: Allahu taala örtünme emrine evvela Resulullah (sav)1-ın zevceleri ve kızları ile başlamıştır. Bu, onların diğer kadınların Önderi ve İmtisal numunesi olduklarını göstermektedir. Diğer kadınlar onlara uya­cakları İçin uygun olan da şer’î emirlere, hükümlere Önce onların sarılma­ları, aynen yerine getirmeleridir. Zira bir davetin etkili olabilmesi İçin da-vetci, tezlerin) Önce kendinde ve aile efradında tatbik etmelidir. İşte bu hususta da etbettekl Resulullah (sav)’tn zevceleri ve kızlarının önder ve öncü olmaları gerekir. Bunun için Allahu taala peygamberine -kadınların Örtünmesini vahyederken âyetin başında evvela kendi zevce ve kızlarını zikretmiştir.

İkinci incelik: Hicab âyeti, kadınların avret mahallerini örtmeleri İs­tikrar kazandıktan sonra nazil olmuştur, öyleyse bu âyette emrolunan tesettür, daha önce farz kılman setr-i avretten başka ve fazla bir örtün­medir. Bunun İçindir ki, bütün müfessirfer, tabirleri değişik de olsa mef­humda birleşerek âyetteki «cilbabnton maksadın kadının elbiseleri üzerine giyilen ve bütün vücudu örten bir örtü, elbise olduğunda ittifak etmişlerdir. Bu sebeble zamanımızda kadınların çarşaf denilen bir örtü veya onun benzeri bir örtü ile örtünmeleri gerekmektedir. Âyetteki «cllbab»tan mak­sat, bazı cahillerin sandıkları gibi setr-l avret değildir.

Üçüncü İncelik: Âyetteki «Zevcelerine, kızlarına ve müminlerin ka­dınlarına…» ifadesindekl tafsilat, hicabın yalnız Resulullah (sav)’ın zev­celerine farz olduğunu iddia edenlerin iddialarını açıkça reddetmektedir. Çünkü âyetteki «müminlerin kadınlarına» İfadesi, örtünmenin bütün mü­min kadınlara emredildiğine, onların da bu umumi hitaba dahil olduklarına kesfn bir şekilde delalet etmektedir. Bu sarih emir karşısında nasıl olur da müslüman kadınların örtünmesinin farz olmadığı İddia edilebilir?

Dördüncü incelik: «Bu onlann tanınıp e2a edilmemelerine daha uy­gundur.» âyetinde hicabın farziyetinin hikmeti beyan edilmektedir. Şer’î hükümlerin hepsinde meşru hikmetler vardır. İşte kadınların örtünmelerln-deki hikmet de hem onların namuslarının, hem de cemiyetin korunmasıdır.

Müfessirlerin cumhuruna göre, âyetteki «tanınıp» ‘kelimesinden mak­sat, hür kadın olduklarının anlaşılması, köle ve cariyelerden temyiz edil­meleridir.

Ebu Havyan, bu hususta cumhurun göri’jünden başka bir görüşü ter­cih etmiştir. Ona göre âyetteki örtünme emri ister hür, ister cariye olsun bütün müslüman kadınlaradır. «Bu, onların tanınıp eza edilmemelerine da­ha uygundur.» âyetini de, «Namus ve iffetle tanınsınlar kî, fasit kimseler onlardan birşey beklemesinler.» şeklinde tefsir etmektedir. Ebu Hoyyan’ın görüşünü Bohr-I Muhid’deki ifadeleriyle aynen aktarıyoruz:

«Ayetteki «müminlerin kadınları» ifadesinin zahiri, hür kadınları da cariyeleri de içine almaktadır. Cariyeler için fitne tehlikesi daha çoktur. Çünkü onlar hür kadınlara nisbetle dışarıda daha çok bulunurlar. Cariyeler «müminlerin kadınları» ifadesinin kapsamından çıkarabilmek için cok açık bir delil lazımdır. Böyle bir delil olmadığına göre onların da örtünmeleri lazımdır. «Bu, onlann tanınıp eza edilmemelerine daha uygundur.» âyetin­den maksat, «Onlar Örtüleri sebebiyle iffetli olarak tanınırlar. Bu sebeble hiçkimse onlara dokunamaz.» demektir. Çünkü htçklmse mütesettir bir kadına bakamaz, kendisinde böyle bir cesaret bulamaz. Ama kadın açık olursa, ona herkes bakar, çıtlatma yoluyla da olsa arzularını duyurmaya çalışır. Çünkü o, açıklığı ile kendisini teşhir etmektedir.*

Bu görüşü Ebu Hayyan”ın çok keskin ve isabetli bir görüşe sahip ol­duğunu göstermektedir. Biz de Ebu Hayyan’ın görüşünü tercih ediyoruz. Zira tesettürden maksat budur. Ayrım yapılmadan hür ve cariye mümin kadınların kapanmasıdır.

 

Âyetteki Şer’i Hükümler             
 
Birinci Hüküm: Örtünmek Bütün Kadınlara Farz Mıdır?
 

Âyeti kerimenin zahiri, hicabın mükellef olan müslüman, hür ve baliğ bütün kadınlara farz olduğuna delalet eder. Çünkü Allahu taala, «Ey pey­gamber, zevcelerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına dış elbiselerin­den üstlerine giymelerini söyle.» buyurmuştur, öyleyse kafir kadınlara hicab farz değildir. Çünkü onlar Islâmın fer’i hükümleriyle mükellef değil­dirler. Üstelik bize onları kendi başlarına bırakmamız emredilmiştir. Hicab (örtünme) bir İbadettir. Çünkü bunda Allah (cc)’ın emrine İmtisal vardır.

örtünmek müslüman bir kadına namaz ve oruç gibi farzdır. Bu yüzden müslüman bir kadın örtüyü inkaren terk ederse mürted olur, İslâmdan çıkar. Fakat inkar etmeden sırf bozuk bir cemiyete uyarak terkederse mür­ted değil, asi olur. Bu hareketiyle Kur’anın âyetlerine muhalefet etmiş olur. Zira Allohu taala, «Evvelki cahllryet (devri kadınlarının kınla döküte, süslerini göstere göstere) yürüyüşü gibi yürümeyin.» (Ahzab: 33) buyur­muştur.

Şu var ki, her nekadar Örtünmekle mükellef olmasa da gayri müsllm bir kadının cemiyeti bozacak bir şekilde ortalıkta dolaşmasına İzin verile­mez. Şimdi gördüğümüz gibi öyle İçtimaî edebler vardır ki, onlara uymak herkes için farzdır. Cemiyeti fenalıklardan korumak bakımından bu İçti­maî edeblerde müslümanlar ile gayri müslimler eşittirler. Bu içtimaî edeb­ler İslâmın şer’i siyasetidir ki bunları uygulamak müslüman hakimin vazi­fesidir.

Cariyelere gelince, bu husustaki hükmü alimlerin ağızlarından nak­lettik. Burada tercih olunan allame Ebu Hayyan’ın görüşüdür. Ona göre âyetteki örtünme emri hem müslüman cariyeleri, hem de hür müslüman kadınları İçine alan umumi bir emirdir. Ebu Hayyan’ın bu .görüşü, namus­ların korunmasını hedef alan şeriatin ruhuna en uygun olan görüştür.

Müslümanların vazifesi, daha sonra örtünmede zorluk çekmemeleri için on yaşına giren kız çocuklarını Örtünmeye alıştırmak olmalıdır. Bu örtünme teklif emri değil, fakat terbiye bakımından gereklidir. Namazda da durum böyledir. Nitekim Resululiah (sav), «Çocuklarınız yedi yaşına girdikleri zaman onlara namazı emredin. On yaşına girdiklerinde namaz kılmazlarsa onları dövün.»  buyurmuştur.

 

İkinci Hüküm: Örtünmenin Şekil Nedir?
 

Aliahu taala mümin kadınlara, iffet ve haysiyetlerinin korunması için yabancı erkekler karşısında uzun bir ö.rtü İle elbiselerinin üzerinden Ör­tünmelerini emretmiştir. Alimler bu tesettürün nasıl olacağı hususunda İhtilaf ederek birkaç görüşe ayrılmışlardı:

1- Taberî İbni Sirin’den şöyle rivayet eder: «Abide es-Selmant (ra)’ye «…dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle.» âyetinin mana­sını sordum. Büyük bir çarşaf alarak onunla bütün vücudunu örttü. Başını ta kaşlarına kadar kapattı. Yüzünü de tamamen kapattı. Yalnız sol gözü­nü açık bıraktı. Böylece âyeti fiilî olarak tefsir etti.»

2- Taberî ve Ebu Hayyan ibni Abbas (ra)’tan şöyle rivayet etmişler­dir: «Kadın cilbabınt alnının üzerine İndirir ve oradan sıkar. Alttan da bur­nunun üzerine kadar kapatır. Yalnız gözleri dışarda kalmalıdır.   Yüzünün kalan kısmı ile göğsünü tamamen ‘kapatmalıdır.»

3- Yüzü örtmenin keyfiyeti hakkında Süddî’den şöyle rivayet edil­miştir:    «Örtü, kadının sol gözü hariç bütün yüzünü kapatmalıdır.» Ebu Hayyan şöyle der: «Endülüs’teki adet de Süddinln tarif ettiği gibi idi. Ka­dın bütün vücudunu Örter, yalnız tek gözü açıkta kalırdı.»

4- Abdürrezzak ve bir cemaatin rivayetine göre müminlerin annesi Ümmü Seleme (ra) şöyle demiştir: «Bu âyetin nüzulünden sonra ensarî kadınları siyah çarşaflara büründüler. Sanki hepsinin başına birer karga konmuştu.»

 

Üçüncü Hüküm: Kadına Yüzünü Örtmesi Farz Mıdır?   
 

Nur Suresinin tefsirinde geçtiği gibi, kadının ziynetlerini mahremle­rinden başkasına göstermesi haramdır. Zira Ailahu taala, «Ziynet (mahal)-lerini kendi kocalarından, yahut kendi babalarından, yahut kocalarının ba­balarından, yahut kendi oğullarından, yahut kocalarının oğullarından, ya­hut kendi biraderlerinden, yahut kendi biraderlerinin oğullarından, yahut kızkardeşlerinîn oğullarından, yahut kendi kadınlarından, yahut kendi ef-lerindekl memlukelerden, yahut erkeklerden yana İhtiyacı olmayan (yont erkeklikten kalmış bulunan) hizmetçilerden, yahut henüz kadınların giril yerlerine muttali olmayan çocuklardan başkasına göstermestnler. Gizleye­cekleri ziynetleri bilinsin diye ayaklarım da vurmasınlar.» (Nur: 31) buyur­muştur. Yüz, ziynetin ve güzelliğin aslı, fitnenin kaynağı olduğu için onun da yabancılara karşı örtülmesi zaruridir.

Yüzün avret olmadığını söyleyenler ise, bunu iki şarta bağlamış­lardır. Bu şartlardan birisi, yüzün tabii durumunda bulunması (yani mak­yajsız olması), ikincisi, fitneden emin olunmasıdır. Şayet yüzün acıtması fitneye sebeb oluyorsa açılması haramdır. Şüphesiz asrımızda fitneden emin olunamaz. Bunun için müslüman bir kadının şerefini korumak için yüzünü örtmesi farzdır. Bu husustaki şer’i delilleri Nur Suresinin tefsirin­de beyan ettik. Ancak buraya bozt müfessirierin yüzün Örtülmesinin farz olduğu hususundaki görüşlerini ilave edeceğiz.

Müfessirierden bir zümre yüzün örtülmesinin farz olduğuna kaildirler:

1- İbni Cevzî, «…Dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle.» âyetinin tefsirinde İbni Kuteybe’den naklen şöyle der: «Başlarını ve yüz­lerini Örtünmelerini söyle ki onların hür oldukları bilinsin. Âyetteki «cela-bib» kelimesinden maksat da, normal elbiselerin üzerini kapatacak ve vü-cud hatlarını göstermeyecek bir örtüdür.»

2- Ebussuud Efendi:   «Cübabntan maksat, çok geniş ve uzun bir örtüdür. Kadın bununla başını örttüğü gibi yüzünü ve göğsünü de örterek ayaklarına kadar salar. Buna göre âyetin manası, «Kadınlar dışarıya veya yabancı bir erkeğin karşısına çıkacakları zaman bu örtüyle yüzlerini ve bütün vücudlarını Örtsünler.» olur. Süddî de âyetin tefsirinde, «Kadın al­nını ve yüzünü örter. Yalnız birtek gözü açtk ıkalır.» demiştir.»

3- Ebu Hayvan: «…Dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle.» âyeti tepeden tırnağa kadar bütün vücudun  örtülmesini emreder. Veya âyetteki   «üstleri» kelimesinden maksat yalnız yüzlerdir. Yani âyet yüz­lerin örtülmesini emretmektedir.  Çünkü cohillyet devrinde hür kadınlar zaten yüzleri hariç bütün vücudlarını (saçları dahil) Örtmekteydiler.»

4- Cessas: «…Dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle.» âye­ti, genç kadınları yabancı erkeklere karşı yüzlerini örtmeleri gerektiğine delalet ediyor. Kadınlar dış örtülerine bürünmelidirler ki kötü niyetli kim­seler onlardan birşey umarak eziyet etmesinler.»

5- Celaleyn: «Celabib», cilbab’ın çoğuludur. Cilbab İse, »kadının bütün vücudunu kapatan örtüdür. İbni Abbas (ra), «Hür olduklarının bilin­mesi ve iffetlerinin korunması için mümin kadınlara bir gözleri hariç bü­tün baş ve yüzlerini örtmeleri emredilmiştir.» demiştir.»

6- Taberî, İbni Sirln’den  şöyle nakleder: «Abide es-Seimanî (ra)’-den, «…Dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle.» âyetinin manasını sordum. Büyük bir çarşaf alarak onunla bütün vücudunu Örttü. Başını ta kaşlarına kadar kapattı. Yüzünü de tamamen kapattı. Yalnız sol gözünü açık bıraktı. Böylece âyeti fiili olarak tefsir etti. Bunun benzeri İbni Ab-bas (ra)’tan da nakledilmiştir»

Bu ve bunların emsali nakiller İle meşhur müfessirlerfn kavilleri, kadın­ların yabancı erkekler karşısında ve dışarıda yüzlerini örtmelerinin farz olduğuna açıkça delalet etmektedir. Ancok birkaç istisnaî durumda yüz açılabilir. Bunlardan birisi, sünnet vechl ile evlenm&k isteyen bir erkek taüb olduğu kadının yüzüne bakabilir. Bir de kadın, hac ihramına girdiği zaman yüzünü örtmez. Çünkü bu İbadet zamanıdır ve fitne sözkonusu olamaz. Kadının hacda yüzünü açması başka hallerle kıyas edilemez. Gü­nümüzde bazı cahiller, «Madem ki kadın ihramlı iken yüzünü kapatmıyor, öyleyse diğer zamanlarda da yüzünü açabilir. Çünkü yüz avret değildir.» diyorlar. Bu İddia İslâm fıkhını bilmeyenlerin sözüdür. Selef-İ salihlnln hayatım, sahabl ve tabiinin kadınlarının yaşayışlarını ve İslâmın altın dev­rindeki kadınların örtünmelerini, korunmalarını inceleyen, araştıran herkes, yüzün avret olmadığını .açılmasının mubah olduğunu söyleyenlerin hata ettiklerini kesin olarak anlar.

Bu İddiacılar, yüzün avret olmadığını söyleyerek müslümon kadına yüzünü açmasını tavsiye ederler. Kendi zanlanna göre böylece ilmi kstmetmenln günahından da kurtulmuş olmaktadırlar. Halbuki yüzün avret olmadığını İlk defa ortaya atanlar din düşmanları olmuştur. Bu din düş­manları tedrici olarak müslüman kadınları şer’î hicabından çrkararak İs-lâmın içine fitne salmaya ve dini yıkmaya çalışmışlardır. «İnna lillahi ve Inna lleyhi racİun.»

 

Dördüncü Hüküm: Şer’i Örtünmenin Şartları?
 

Şer’î örtünmenin zaruri şartları vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

1- Örtü, bütün vücudu örtmelidir. Zira Allahu taala, “Dış elbise­lerinden üstlerine giymelerini söyle.» buyurmuştur. Cllbab, bütün vücudu örten bir elbise, bir Örtüdür. «YÜdnlne», klna kökünden gelen bir fiildir. İdna elbiseyi, örtüyü aşağıya doğru salıvermektir. Buna göre şer’î Örtün­me, vücudun tamamını örtmektir.

2- Örtü, alttaki elbiseyi gösterecek kadar İnce olmamalıdır. Zira hlcobtan maksat gizlemektir, ince örtü. alttaki elbisenin görünmesini ön­leyemez. Bakışlara da mani olamaz. Nitekim Hz. Ayşe, «Ebubekir Sıddık’ın kızı Esma üzerinde İnce bir elbise İle Resulullah (sav)’ın yanına gelince Resulutlah (sav} ondan yüzünü çevirdi.»

3- Örtünün kendisi bir ziynet olmamalı ve cazlb renkli kumaşlar kullanılmamalıdır. Zira Allahu taala, «Ziynetlerini açmasınlar. Bunlardan görünen kısım müstesna.» buyurmuştur. Ayetteki    «görünen kıtıımdan maksat, kasıtsız olarak görünen kısımdır. Eğer üstten örtülecek örtünün kendisi ziynet sayılabilecek renk ve görünüşte olursa ona hicab denile­mez. Böyle bir örtüyle Örtünme de caiz değildir. Zira Örtünmekten maksat, ziynetlerin yabancılar tarafından görülmesini önlemektir.

4- Örtü, vücud hatlarını belli edecek ve fitneye sebeb olocak kadar dar olmamalıdır. Zira Resululloh (sav), «İki sınıf insan vardır ki oniar ce­hennem ehlidirler. Sığırların kuyruğuna benzer sopalarla halkı döğenler ve vücud hatlarını tamamiyle belil edecek elbise giyen kadınlar. Ki bun­lar bu elbiselerle erkeklerin kalblerlni çelmek İçin gezerken kırıtarak yü­rürler. Saçlarını da deve hörgüçlerine benzetirler. Onlar cennete gireme­yecekleri gibi çok uzaklardan duyulabllen cennet kokusunu bile duyamaz­lar.» buyurmuştur. Hadisin diğer bir rivayetinde de, «Cennetin kokusu beş-yüz yıllık yoldan geldiği halde onlar kokloyamazlar.  buyurulmuştur.

Hadisteki «koslyatün ariyamın manası, «sureta giyinik fakat haktkatta çıplaktırlar» demektir. Çünkü onlar öyle ince ve dar giyiniyorlar ki, elbise ne avretlerini, ne de vücudlarını örtmektedir. Bu hadis de Resultullah (sav)’ın mucizelerinden birisidir. Çünkü kendisinden blndörtyüz sene son­ra geleceği tasvir etmiştir.

5- Örtüden güzel koku gelmemelidir. Çünkü güzel koku, erkekleri İğ­fal eder. Zira Resulullah (sav), «Harama bakan göz zanidlr. Güzel koku sürünerek erkeklerin arasına çıkan kadın da.» buyurmuştur. Diğer bir riva­yette de, «Bir kadın güzel .koku sürünerek erkeklerin arasından geçer ve erkekler o kokuyu alırlarsa o kadın zanidir.» buyurulmuştur.

Musa bin Yesar’dcn şöyle rivayet edilmiştir: «Güzel koku sürünmüş bir kadın geçiyordu. Ebu Hüreyre (ra) ona, «Ey cebbarın annesi nereye g’dlyorsun?» dedi. Kadın, «Mescide» cevabını verdi. Ebu Hüreyre (ra), «Sen koku süründün mü?» diye sordu. Kadın, «Evet» dedi. O zaman Ebu Hü­reyre (ra), «Evine dön. Koku gidinceye kadar yıkan. Zira ben Resulullah (sav)’tan, «Alkıhu taala süründüğü kokuyu etrafa saçan bir kadının nama­zını, dönüp yıkanıncaya kadar kabul etmez.» dediğini işittim.» dedi.»

6- Kadın ne erkek elbisesi giymeli, ne de giydiği elbise erkek el­bisesine benzemelidir. Zira Ebu Hüreyre (ra), «Resulullah kadın elbisesi giyen erkekte erkek elbisesi giyen kadını lanetlemiştir.» demiştir.  Di­ğer bir hadiste de Resulullah (sav), «Allahu taala kendilerini  kadınlara benzeten erkeklerle erkeklere benzeten  kadınları lanetler.» buyurmuştur.

Ayetten alınacak dersler

1- Örtünmek bütün mümin kadınlara kesin bir (arzdır.

2- Resulullah (sav)’m zevce ve kızları bütün mümin kadınlara Ör­nek ve önderdir.

3- Örtünün vücudun ziynetlerini ve elbisesini kapatması farzdır.

4- Örtünme müslüman kadına zorluk değil bilakis onun şeref ve haysiyetini korumaktır.

5- Hicab kadınların iffetini koruduğu gibi toplumu da fitne ve fuh­şun yapılmasından korur.

6- Müslüman kadın Allah (cc)’ın emirlerine sımsFkı sarıldığı gibi, Islâmın farz ettiği içtimaî edeblerle de edeblenmelidlr.

7- Aftahu taala kullarını çok esirgediği için onlara dünya ve ahiret-te ook hayırlı olan hükümleri emretmiştir. Ayetteki Teşriî Hikmetler
 

Bazı cahiller, İslâmın müslüman kadına örtünmeyi farz kılmadığını, örtünmenin Abbasiler devrinde ortaya çıkan adetlerden biri olduğunu zannetmektedirler. Bu zannın doğrulukla hiçbir İlgisi yoktur. Bu zan ve iddiaları yalnızca şu İki şeye delalet eder. Onlar ya İslâm ve Allah (cc)’ın herşeyi acıkca bildiren Kitabından habersiz ve cahildirler veya bu zanları kalblerindekl gizli İslâm düşmanlığından doğmaktadır.

Ben hakla batılın birbirinden ayrılması İçin perdeyi açmak İstiyorum. Herşey ortaya çıksın ki temiz ile pis birbirine karışmasın. Müslümanların gözü sabah uykusundan açılır gibi acıtsın ve hakikati görsünler. Kendile­rini medeniyetin ve İlericiliğin öncüleri sayan bu sapıklar bugün alabil­diğine çoğalmıştır. Ne yazık ki bunların bu zanları kabul görerek ahlakı tahmin edilemeyecek kadar etkilemiş ve bozmuştur. Bunlar ıslah adına bozuyor, yapmak adına da yıkıyorlar. Bunlar kendilerini rslohcı olarak em­poze ederek, İlim ve kültür adına konuşarak halkı iğfal ediyorlar.

Ben şimdi kadınların örtünmesi hususundaki âyetleri aşağıya alıyo­rum :

1- «(Vekar İle) evlerinizde oturun. Evvelki cahillyet (devri kadınla­rının kınla doküle, süslerini göstere göstere) yürüyüşü gibi yürümeyin.» {Ahzab: 33).

2- «Birde onun zevcelerinden lüzumlu birşey istediğiniz vakit par* de ordindon İsteyin onlardan. Bu, hem sizin kalblerlnlz, hem d* onların kalblerl İçin daha temizdir.» (Ahzab: 53).

3- «Ey peygamber, zevcelerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle. Bu, onların tantnrp «a edH-memelerine daha uygundur.    Allah çok yarlığavıcıdır, çok esirgeyicidir.»

{Ahzab: 59).

4- «Mümin kadınlara da söyle:   Gözlerini (harama bakmaktan) ta­kınsınlar, ırzlarını korusunlar. Ziynetlerini açmasınlar. Bunlardan görünen kısmı müstesna Başörtülerini yakalarının üstünü (kapayacak surette) koy­sunlar. Ziynet (mahal)lerinl kendi kocalarından, yahut kendi babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut kendi oğullarından, yahut kocaları­nın oğullarından, yahut kendi biraderlerinden, yahut kendi biraderlerinin oğullarından, yahut kızkardeşlerinln oğullarından, yahut kendi kadınların­dan, yahut kendt ellerindeki memlukeferden, yahut erkeklerden yana İhti­yacı olmayan (yani erkeklikten kalmış bulunan) hizmetçilerden, yahut he­nüz kadınların gizil yerlerine muttali olmayan çocuklardan başkasına, göstermesinler. Gizleyecekleri ziynetleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasın­lar. Hepiniz Allaha tövbe edin ey müminler. Takt korktuğunuzdan emin, umduğunuza nail olasınız.» (Nur: 31)

Bu âyetler kesin biçimde müslüman kadınların örtünmesinin farz oldu­ğunu ve tesettürün Abbasiler devrinde ortaya çıktığı iddiasının asılsızlığını ortaya koymaktadır. Zira yalanın ipi çok kısadır. Bu âyetlerin ışığında an­lıyoruz ki kadınların örtünmesinden maksat, bütün şüpheli yolları kesmek, erkek ve kadınların kalblerinde dolaşan vesveseyi bertaraf etmektir. Al-lahu. taala bu hususta, «Bu hem sizin kalblerlnlz, hem onların katbteri İçin daha temizdir.» buyurmuştur.

İslâmın birinci hedefi kadının şerefini, iffetini korumaktır. Şunu unut­mamak gerekir ki, imanları zayıf, kalblerl hasta olan kimseler kadınlar hak­kında kötü düşünürler. Bunlar kadınların haysiyet ve şereflerini ortadan kaldırdıktan sonra gizil emellerine ulaşmayı tasarlarlar.

Hiç şüphe götürmeyecek şekilde açıktır ki, kadınlar tesettürden uzak­laştıkça evlenmeler azalmış, genç çiftler arasında geçimsizlik ve boşan­malar çoğalmıştır. Birçok genç erkek ve kadın evlenmekten imtina et­mektedir. Çünkü beşeri arzularını hiç yorulmadan, çalışmadan, fazla bir para harcamadan istedikleri an tatmin yollarını buluyorlar. Şüphesiz bun­ların artık evlenmeye ihtiyaçları kalmıyor. Bu 6a toplumları çöküş tehlikesi İle karşı karşıya bırakmaktadır. Ziro açıktır ki ailelerin yıkılması, çiftlerin birbirine hıyaneti, kadınların süslenip püslenerek sokaklarda açık saçık gezmelerinden kaynaklanmaktadır,

Seyyid Sabık, Ftkhü’s-Sünne isimli kitabında şöyle der: «İnsanı hay­vandan ayıran en önemli şey İnsanların glyinmesidir. Çünkü Atlahu taala, «Ey Ademoğulları, size (şeytanın açmak İstediği) çirkin yerlerinizi örtecek bir libas, bir de giyip süsleneceğiniz bir libas İndirdik. Takva libası ise, o, daha hayırlıdır. Bu (libasların indirilmesi) Al ta hin (fazi ve rahmetine dela­let eden) âyetlerindendir. Taki (insanlar) iyice düşünsünler.» (Araf: 26) buyurmuştur. Elbise ve ziynetler medeniyetin sembolleridir. Açık saçikM ise insanları ibtidat hayata döndürerek insanlıktan çıkarır. Zira kadının malik olduğu en değerli şey iffet, haya ve takvadır. Bunları korumak İse kadının insan oluşunun en yüksek işaretidir. İsiâm toplumunda bir kadının serbestçe açılıp saçılması doğru değildir. Zira kadının böyle dolaşması, biryerde erkeklerin zevk ve eğlence vasıtası haline gelmelerine sebeb otu-yor. Artık kadınlık hüviyetini kaybediyor.»

 

Kadın Hürriyetine Dair                         
 

Amerikalı kadın yazar Elisyan Stanbori, Mısır’da bir ay kaldıktan son­ra Kahlre’de yayınlanan E!-Cumhuriye gazetesinde şunları yazmıştır:

«Arap toplumu kamil ve salim bir toplumdur. Bu toplumun gençlerini makul ölçüler içerisinde geleneklerine bağlı tutması lazımdır. Çünkü bu toplum Avrupa ve Amerika toplumuna benzememektedir. Zira rrtüslüman-larda atalardan devralınan birtakım gelenekler kadının hayatını sınırla­makta, anne babaya karşı saygı icabettlrmektedir. Bundan daha önemlisi dö Avrupa ve Amerika’da aile ve toplum hayatını tehdit eden kadın-erkek İlişkilerini yasaklamaktadır.

«Arap toplumunun bilhassa gene kızlar için vazettiği kayıt ve nizam­lar son derece faydalıdır. Bunun İçin ben size ahlak ve geleneklerinize sımsıkı sarılmanızı öğütlerim. Kadınlarla erkeklerin karışmalarına mani o-lun. Bilhassa genç kızlarınızı tarihten devraldığınız terbiye kuralları İte yetiştirin. Bu, Avrupa ve Amerika’da olduğu gibi kadınların heryere ser­bestçe girip çıkmasından daha hayırlıdır. Hem sizin için, hem İnsanlık için daha hayırlıdır.

«Amerika’nın son derece büyük bir toplum olması, birbirine yabancı kadın ve erkeklerin hiçbir evlilik bağt olmadan münasebet kurmalarına sebeb olmuştur. Bu başıboşluk, bir yandan hapishanelerin ve akıl hasta­nelerinin dolmasına, bir yandan da yirmi yaşın altındaki kızların barlarda, pavyonlarda, randevu evlerinde erkeklere satılmalarına yol açmıştır, işte bu bizim gençlere verdiğimiz hürriyetten doğmaktadır. Avrupa ve Amerika toplumlarında kadınlarla erkeklerin iç içe yaşaması, kadınlara verilen aşırı hürriyet aile düzenini tehdit ettiği gibi ahlak ve fazileti de sarsmaktadır. Çünkü daha yirmisine basmamış bir genç kız hürriyet, medeniyet ve her-şeyin serbestliği adına içki içiyor, uyuşturucu maddeler kullanıyor, hatta annesinin bilgisi altında istediği erkekle flört ediyor. Öyle ki, birkaç daki­kada evleniyor, birkaç saat sonra da ayrılıyor.»

İşte Amerikalı bir kadın yazarın görüşü bu. Bu yazı açıkça gösteri­yor ki, islâmın düşmanları dahi tarafsız bir gözle baktıkları zaman Islâmın üstünlüğünü görüyor ve kabul ediyorlar.

This entry was posted on Salı, Haziran 17th, 2008 at 00:47 and is filed under İslamda Aile ve Çocuk. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Yorum Ekle


Giriş