Namazın Hikmetleri 2
Muhterem Cemaat;
Bundan evvelki mevzuda farz namazların beş vakte tahsis edilmesindeki birini kısaca beyan etmiştik. Aynı meseleye bu mevzuda da temas edeceğiz.
Bilirsiniz ki insan yaratılış itibariyle gayet zaiftir. Her şey ona dokunur, onu müteessir eder. Hem gayet acizdir, belaları düşmanları pek çoktur. Hem gayet fakirdir, ihtiyaçları pek ziyadedir. Hem tembel ve iktidarsızdır, hayatın teklifleri pek ağırdır. Hem insanlık onu kainatla alakadar etmiştir. Sevdiği, arkadaşlık ettiği şeyler mütemadiyen ayrılıyorlar, bu hal onu daima incitiyor. Hem aklı ona yüksek maksatlar ve baki meyveler gösteriyor. Halbuki aklı kısa,ömrü kısa, iktidarı kısa ve sabrı kısadır. İşte şu haldeki insanın ruhu için;
Sabah namazı vaktinde, Kadir-i Zülcelal ve Rahim-i Zülcemalin dergahına niyaz ile namaz ile müracaat edip halini arz etmek, tevfik ve medet istemek ne kadar lüzumlu ve gündüzün başına gelecek ve beline yüklenecek işleri başarmak için ne kadar ehemmiyetli, dayanılacak bir nokta olduğu anlaşılır.
Öğlen namazı vaktinde, gündüzün kemali zevale meyli, günlük işlerin tekmili ve işlerin sıkıntısından muvakkat bir istirahat zamanı ve fani dünyanın bekasız ve ağır işlerinin verdiği gafletten ruhun teneffüse ihtiyaç vaktidir. Ruhu beşer o tazyikten kurtulup, o gafletten sıyrılıp o manasız ve bekasız şeylerden çıkıp Kayyum-u Baki olan Mün’imi Hakikinin dergahına gidip el bağlayıp, yekün nimetlerine şükür ve hamd edip istiane etmek, Celal ve Azametine karşı rüku ile aczini ve Kemal ve Cemaline karşı secde ile hayret ve muhabbet ve mahviyetini ilan etmek demek olan öğle namazını kılmak ne kadar güzel, hoş, lazım ve münasip olduğunu insan olan anlar.
İkindi namazı vaktinde, ebediyeti isteyen, ebed içim halk olunan ve firaktan elem duyan ruhu insan kalkıp abdest alıp Kadir, Baki ve Kayyum olan Allah’ın huzurunda zelilane rüku ve sücud edip hakiki kalbe bir teselli ve ruha rahatlık bulmak demek olan ikindi namazını kılmak ne kadar ulvi bir vazife, münasip bir hizmet ve gayet hoş saadet elde etmek demek olduğunu aklı başında olanlar anlarlar.
Akşam namazı vaktinde, yaz ve güz aleminin bir çok güzel mahluklarının kış başlarken hazin ayrılışlarını, hem insanın ölümünde bütün sevdiklerinden ayrılarak kabre girişini, hem dünyanın sekarat zelzelesi içinde olarak bütün sekenesinin başka aleme göçüşünü ve bu dünya lambasının söndürülmesi zamanını hatırlatır.
Akşam namazı için ruhu beşer, Kadim-i Lemyezel Baki-i Layezalin arşı azametine yüzünü çevirip bu fanilerden ellerini çekip Allah-u Ekber diyerek Mevlasına hizmet için ellerini bağlayıp O Bakinin huzurunda kıyam edip Elhamdülillah ve iyyake hitabına yükselmek ve rükua gidip Sübhanerabbiyelazim demekle Rabbi Azimini tesbih ve secde edip Sübhanerabbiyelala demekle zevalden münezzeh, kusurdan müberra Rabbi Alasını takdis ve tesbih etmek sonra teşehhüt için oturup bütün mahlukatın tahiyyatı mübarekelerini ve salavat-ı tayyibelerini kendi hesabına O Cemil ve Celil-i Zülcelale hediye edip ve Resul-ü Ekremine (ASM) selam etmekle biatını tecdid ve emirlerine itaatini izhar ile imanını tecdid ve Sanii Zülcelalin vahdaniyetine şehadet ve Saltanat-ı Rububiyetinin dellalı ve kitap-ı kainatın tercümanı ayeti olan Muhammed (ASM) risaletine şehadet demek olan akşam namazını kılmak ne kadar latif, nazif bir vazife ve na kadar aziz, leziz bir hizmet ve ne kadar güzel bir ubudiyet ve ne kadar ciddi bir hakikat ve bu fani misafirhanede bakiyane bir sohbet olduğunu mü’min olan anlar.
Yatsı namazı vaktinde, o vakit gündüzün ufuktaki asarı da gaip olup gece alemi kainatı kaplar. Bu hal Kadir-i Zülcelalin o beyaz sayfayı bu siyah sayfaya çevirmesindeki tasarrufatını,yazın yeşil, süslü sayfasını kışın sönük beyaz sayfaya çevirmesindeki icraatını hatırlatır.
Çok zaman geçtiği için kabre gidenlerin bütün bütün başka aleme geçmelerindeki mevt ve hayat Halıkının şuunatını ve bir gün bu aleminde harap edilerek baki ve azametli ahiret aleminin inkişafında Halık-ı arz ve semavatın Celalli tasarrufatını ve Cemalli tecellilerini hatırlatır. İşte nihayetsiz aciz, zaif ve fakir ve muhtaç ve nihayetsiz istikbal zulümatına dalmakta ve nihayetsiz hadiseler içinde çalkalanmakta olan ruhu beşer La uhubbil afilin diyerek İbrahim (AS) gibi Mabud-u Lemyezel, Mahbub-u Layezel’in dergahına namaz ile iltica edip şu fani alemde fani ömürde, karanlık dünyada, karanlık istikbalde bir Baki-i Sermede münacaat edipdünyasına nur serpecek, istikbalini ışıklandıracak, firak ve zevalden gelen yaralarına merhem sürecek Rahmanürrahimin iltifatını ve hidayetinin nurunu görüp istemek ve muvakkaten Onu unutan ve gizlenen dünyayı O dahi unutup dertlerini kalbin ağlamasıyla dergah-ı Rahmette dökmek, hem ne olur ne olmaz, ölüme benzeyen uykuya girmeden evvel son vazife-i ubudiyeti yapıp defter-i ameli hüsnü hatime ile bağlamak için namaza kalkmak ve bütün fani sevdiklerine bedel bir Mahbubu Bakinin ve bütün dilencilik ettiği acizlere bedel bir Kadir-i Kerimin ve bütün titrediği muzırların şerlerinden kurtulmak için bir Hafiz-i Rahimin huzuruna çıkmak ve Fatihaya başlamak Huzu’ ve Huşu’ içinde bir nevi mirac’a çıkar gibi yatsı namazını kılıp bitirmek ne kadar hoş, güzel, şirin, aziz, leziz, makbul ve münasip bir vazife, bir hizmet, bir ubudiyet ve ne kadar ciddi bir hakikat olduğunu elbette anlaşılmıştır.
İşte borcumuz olan farz namazların vakitlerindeki hikmetlerden bir katre beyan edilmiş oldu.