Muhammediler İlim Yurdu

Yahudi ve Hristiyanların Ahbar ve Ruhbanları Evsaf-ı Nebeviyeyi Gizlediler

1st Kasım 2008

Yahudi ve Hristiyanların Ahbar ve Ruhbanları Evsaf-ı Nebeviyeyi Gizlediler

YAHUDİ VE HIRİSTİYANLARIN AHBAR VE RUHBANLARI EVSAF-I NEBEVİYEYİ GİZLEDİLER

Tevrat, İncil, Zebur ve suhuf-u Enbiyada evsaf-ı MUHAMMEDiye hakkında bu kadar tassrihat varken ve Yahudi ve Hıristiyan din adamlarının bunları insanlara anlatmaları gerekirken hasedlerinden dolayı imandan yüz çevirip bu ayetleri ketmettiler, gizlediler. Bu sebebble lanete mazhar oldular. Kur’an bu hakikati şöyle ifade etmektedir:

وَاِذْ اَخَذَ اللّهُ ميثَاقَ الَّذينَ اُوتُوا الْكِتَابَ لَتُبَيِّنُنَّهُ لِلنَّاسِ وَلَاتَكْتُمُونَهُ فَنَبَذُوهُ وَرَاءَ ظُهُورِهِمْ وَاشْتَرَوْا بِه ثَمَنًا قَليلًا فَبِئْسَ مَا يَشْتَرُونَ

“Vaktiyle ALLAH, kendilerine kitap verilenlerden şöyle ahd ve teminat almıştı: “Celalim hakkı için, kitaptaki tüm emirleri mutlaka insanlara açıklayıp anlatacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz”. Onlar ise, o söz ve teminatı kulak ardı ettiler, sırtlarının arkasına attılar. Böylece karşılığında az bir dünyalık aldılar. Yaptıkları alış veriş ne kadar kötü!” Al-i İmran 187
اِنَّ الَّذينَ يَكْتُمُونَ مَا اَنْزَلْنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالْهُدى مِنْ بَعْدِ مَابَيَّنَّاهُ لِلنَّاسِ فِى الْكِتَابِ اُولئِكَ يَلْعَنُهُمُ اللّهُ وَيَلْعَنُهُمُ اللَّاعِنُونَ اِلَّا الَّذينَ تَابُوا وَاَصْلَحُوا وَبَيَّنُوا فَاُولئِكَ اَتُوبُ
عَلَيْهِمْ وَاَنَا التَّوَّابُ الرَّحيمُ

“Kitapta insanlara açıkça belirttikten sonra, indirdiğimiz açık delilleri ve hidayet-i gizleyenlere hem ALLAH lanet eder, hem de bütün lanet ediciler lanet eder. Ancak tövbe edip hallerini düzeltenler ve gizlediklerini açıklayanlar müstesna. Ben onları bağışlarım. Ve ben tövbeleri çokça kabul eden ve çok merhamet sahibiyim.” Bakara 159-160

اِنَّ الَّذينَ يَكْتُمُونَ مَا اَنْزَلَ اللّهُ مِنَ الْكِتَابِ وَيَشْتَرُونَ بِه ثَمَنًا قَليلًا اُولئِكَ مَا يَاْكُلُونَ فى بُطُونِهِمْ اِلَّا النَّارَ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ اللّهُ يَوْمَ الْقِيمَةِ وَلَا يُزَكّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَليمٌ اُولئِكَ الَّذينَ اشْتَرَوُا الضَّلَالَةَ بِالْهُدى وَالْعَذَابَ بِالْمَغْفِرَةِ فَمَا اَصْبَرَهُمْ عَلَى النَّارِ

“ALLAH’ın indirdiği kitaptan herhangi bir şeyi gizleyip, onu az bir baha ile (Dünya metaı ile) değişenlerin yiyip de karınlarına doldurdukları, ateşten başka bir şey değildir. Kıyamet günü ALLAH, ne onlarla konuşur ve ne de onları temize çıkarır. Orada onlar için elem verici bir azap vardır. Onlar hak yolu bırakıp dalaleti, mağfirete bedel de azabı satın almış kimselerdir. Onlar ateşe karşı ne kadar dayanıklıdırlar!” Bakara 174-175

Altıncısı:

وَاِذْ اَخَذَ اللّهُ ميثَاقَ الَّذينَ اُوتُوا الْكِتَابَ لَتُبَيِّنُنَّهُ لِلنَّاسِ وَلَاتَكْتُمُونَهُ فَنَبَذُوهُ وَرَاءَ ظُهُورِهِمْ وَاشْتَرَوْا بِه ثَمَنًا قَليلًا فَبِئْسَ مَا يَشْتَرُونَ
“ALLAH kendilerine kitap verilenlerden, ‘onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz’ diyerek söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler, onu az bir dünyalığa değiştirdiler. Yaptıkları alış-veriş ne kadar kötüdür.” Al-i imran 187

İşte bu ayet-i kerime hem İncil hem de Tevrat’ın ehl-i kitap tarafından tahrif edildiğini açıkça ifade etmektedir.

Yedincisi:

وَمِنَ الَّذينَ قَالُوا اِنَّا نَصَارى اَخَذْنَا ميثَاقَهُمْ فَنَسُوا حَظًّا مِمَّا ذُكِّرُوا بِه فَاَغْرَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ اِلى يَوْمِ الْقِيمَةِ وَسَوْفَ يُنَبِّئُهُمُ اللّهُ بِمَا كَانُوا يَصْنَعُونَ
“ Biz Hıristiyanlarız” diyenlerden de kesin söz almıştık. Ama onlar da kendilerine zikredilen Kitabın (İncil’in) önemli bir bölümünü unuttular. Bu sebeple kıyamete kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Yakında ALLAH onlara yaptıklarını haber verecektir.”
Maide 14

يَا اَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَثيرًا مِمَّا كُنْتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَعْفُوا عَنْ كَثيرٍ قَدْ جَاءَكُمْ مِنَ اللّهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُبينٌ

“Ey Ehl-i kitap! Resulümüz size kitaptan gizlemekte olduğunuz bir çok şeyi açıklamak üzere geldi. Bir çok kusurunuzu da affediyor. Gerçekten size ALLAH’tan bir nur (İslam Dini, Hz. MUHAMMED (A.S.M) )ve apaçık bir kitap (Kur’an) geldi.”
Maide 15

Mezkur ayetler bedaheten ifade ediyor ki: Yahudi ve Hıristiyanlar, kendi kitablarının bir kısmını mesela evsaf-ı Nebeviye ve recm gibi ayetleri gizlemek ve değiştirmek suretiyle küfre girdiler. Böylece İslam’dan önce Yahudi ve Hıristiyanlar kendi kitablarının kafiri olmuşlardır. فَنَسُوا حَظًّا مِمَّا ذُكِّرُوا بِه sarih bir ifadeyle der ki: Hıristiyanlar kendilerine verilen kitabın önemli bir kısmını ( evsaf-ı nebeviye ve recm gibi ) gizlemek suretiyle unuttular. Böylece bu hükm-ü ilahiyi tahrif etmiş oldular. Bu tahrif ise küfürdür.

Kategori Tefsir, İlim Öğreniyorum | Yorum Yok

1st Kasım 2008

Semavi Kitaplarda Hz. Muhammed (Asm) ve Kur’an

Resul-i Ekrem (a.s.m.) ve Kur’an-ı Mucizu’l-Beyan, asılları semavi olan Tevrat, İncil, Zebur ve suhuflarda müjdelenmiştir. Daha sonra bu müjdeleyici ayetlerin bir kısmı bu kitaplardan çıkarılmış, bir kısmı da tahrif edilmiştir.

Şimdi geçmiş semavi kitab ve suhuflarda Resul-i Ekrem (a.s.m.)’ın ve Kur’an’ın gelmesinin va’d edildiğine delalet eden ayet-i kerimelerden bazılarını burada zikrediyoruz:

Birincisi: Cenab-ı Hak A’raf Suresi 156-157. ayet-i kerimelerde şöyle buyurmaktadır:
قَالَ عَذَابِي أُصِيبُ بِهِ مَنْ أَشَاء وَرَحْمَتِي وَسِعَتْ كُلَّ شَيْءٍ فَسَأَكْتُبُهَا لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَـاةَ وَالَّذِينَ هُم بِآيَاتِنَا يُؤْمِنُونَ
“ALLAH-u Teâlâ dedi ki: “Azâbımı, kimi dilersem ona has edeceğim. Rahmetim ise, her şeyi kuşatmıştır. Ve ben o rahmetimi, küfürden, şirkten ve fevâhişten kendilerini koruyanlara ve zekâtı veren ve âyetlerimize îmân edenlere vâcib edeceğim.”
Tefsîr-i İbn-i Abbâs şöyle beyân etmiştir ki; Bu âyet-i kerîmede geçen,
وَسِعَتْ كُلَّ شَيْءٍ قَالَ عَذَابِي أُصِيبُ بِهِ مَنْ أَشَاء وَرَحْمَتِي
“ALLAH-u Teâlâ dedi ki: “Azâbımı, kimi dilersem ona has edeceğim. Rahmetim ise, her şeyi kaplamıştır” cümlesi nâzil olunca, İblis bundan ümîdvâr oldu. “Öyle ise ALLAH beni de afveder.” dedi. ALLAH, İblisin rahmet-i İlâhiyeden mahrûm kaldığını ifâde için;
الزَّكَـاةَ وَالَّذِينَ هُم بِآيَاتِنَا يُؤْمِنُونَ فَسَأَكْتُبُهَا لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ وَيُؤْتُونَ
“Ben o rahmetimi, küfürden, şirkten ve fevâhişten kendini koruyanlara ve zekâtı veren ve âyetlerimize îmân edenlere vâcib edeceğim” kısmını inzâl etmekle İblise cevap verdi.
O zaman, Yahudî ve Hıristiyanlar da bu cümleden ümîdvâr olup, “Biz de ehl-i kitâb ve ehl-i takvâyız.” deyince, ALLAH-u Teâlâ onları da rahmetinden çıkarıp, azâb ehli içine idhâl ederek rahmetinin kime has olduğunu açıklayan şu âyeti indirdi:
الَّذِينَ يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِيَّ الأُمِّيَّ الَّذِي يَجِدُونَهُ مَكْتُوبًا عِندَهُمْ فِي التَّوْرَاةِ وَالإِنْجِيلِ يَأْمُرُهُم بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَاهُمْ عَنِ الْمُنكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَآئِثَ وَيَضَعُ عَنْهُمْ إِصْرَهُمْ وَالأَغْلاَلَ الَّتِي كَانَتْ عَلَيْهِمْ فَالَّذِينَ آمَنُواْ بِهِ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَاتَّبَعُواْ النُّورَ الَّذِيَ أُنزِلَ مَعَهُ أُوْلَـئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
“O rahmetim ehl-i kitâbdan şu kimselere hasdır ve vâcibdir ki; onlar Nebîy-yi Ümmî olan o Rasûle (Hz. MUHAMMED’e (asv)) ittibâ eden kimselerdir ki, o Rasûl-i Ümmî’nin evsâfını o ehl-i kitâb yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı olarak buluyorlar. O Rasûl-i Ümmî, onlara ma’rûfu (tevhidi ve evâmîr-i İlâhiyeye itâati) emreder ve münkerden (küfürden ve günahlardan) nehyeder. Ve temiz şeyleri (sığır ve koyunların içyağları, develerin etleri ve sütleri gibi) onlara helâl eder ve hâbisâtı (kan, domuz eti, fâiz ve rüşvet gibi) onlara harâm eder. Ve onların üzerindeki ağır hükümleri ve bendleri* kaldırır ve hafifletir. Öyle ise ehl-i kitâbdan o kimseler ki (Abdullah ibn-i Selâm ve Necâşî ve ashâbları gibi), bunlar o Nebîy-yi Ümmî’ye îmân ettiler ve onu ta’zîm edip, kılıçlarıyla ona yardım ettiler ve o Rasûlle berâber indirilen nûra yâni Kur’ân’a ittibâ ettiler (yâni Kur’ân’ın helâlini helâl ve harâmını harâm kabûl ettiler.) İşte felâha yâni kurtuluşa erenler, yalnız onlardır. Böyle bir îmâna sâhib olmayan Yahudî ve Hıristiyanlar değil. Yâni Yahudî ve Hıristiyanlar ehl-i necât değildir.”
Bu âyet-i kerîme, ehl-i felâh ve ehl-i necât olmayı yani ebedi cehennemden kurtulup cennete girmeyi dört şarta bağlıyor:
1- Hazret-i MUHAMMED (a.s.m.)’a îmân etmek, ona tabi olmak ve Hazret-i MUHAMMED (a.s.m.) bütün insanların Peygamberi olduğu gibi benim de Peygamberimdir demek.
2- ALLAH’ın Resulü olması hasebiyle O’na ta’zîmde bulunmak.
3- O’na (dinine) yardım etmek. Yani O’nun ümmeti olan Müslümanların safında yer alıp, maddeten ve manen Müslümanları desteklemek suretiyle Din-i Mübin-i İslam’a yardım etmek.
4- O’na indirilen Kur’ân’a tâbi’ olmaktır. Yani ona iman edip ahkamına tarafdar olmaktır.

Devamını Okumak İçin Tıkla »

Kategori Tefsir, İlim Öğreniyorum | Yorum Yok

1st Kasım 2008

Kur’an’a Göre Diğer Semavi Kitapların Durumu

Tevrat, İncil ve Zebur’un asıllarına yani tahrif edilmemiş hallerine inanmak, kitaplara iman rüknünde dahildir. Bugün mevcud olan Tevrat, İncil ve Zebur ise, muharref olduklarından asla semavi kitap sayılamaz. Belki bu kitaplar, beşerin birer düzmesi haline gelmiştir. Bu kitaplar, Kur’an nazarında üç kısımdan müteşekkildir.

a) O kitapların asıllarına muvafık olan ayetleri, Kur’an tarafından tasdik olunmuştur.

b) Bir kısım ayetleri de Kur’an tarafından nesh olunmuştur.

c) O kitapların asıllarına muhalif olan ayetleri, Kur’an tarafından tashih edilmiştir.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri bu konuda şöyle buyurmaktadır:

“Kütüb-ü Sâlifenin ittifak ettikleri noktalarda muvafakat etmi‏tir. ihtilaf ettikleri bahislerde, mûsahhihane hakikat-‎ vak‎ay‎ faslediyor. Demek Kur’an‎n nazar-‎ gayb-bînisi, o Kütüb-ü Sâlifenin umumunun fevk‎nde ahvâl-i mâziyeyi gِrüyor ki, ittifakî mes’elelerde Mûsaddı‎kane onlar‎ tezkiye ediyor. ihtilafî mes’elelerde mûsahhihane onlara faysal oluyor.”
(Sözler / 425)

Madem bu üç noktayı diğer kitaplarda tesbit etmek mümkün değildir. Öyle ise semavi tek kitap, yalnız Kur’an-ı Mu’cizu’l-Beyan’dır ve Onun tasdik ve tashih ettiği kısımlar ancak semavidir. Diğer kısımlara semavi denilmez. Zira onlar semavi kitap olmaktan çıkmış, beşeri kitaplar haline gelmişlerdir.

Şimdi bu üç kısmı az da olsa izah etmeye çalışacağız:

a) O kitapların asıllarına muvafık olan ayetleri, Kur’an tarafından tasdik edilmiştir. Kur’an-ı Azimu’ş-Şan bu konuda şöyle buyurur:

يَا اَيُّهَا الَّذينَ اُوتُوا الْكِتَابَ امِنُوا بِمَا نَزَّلْنَا مُصَدِّقًا لِمَا مَعَكُمْ
“Ey kendilerine kitab verilenler! Beraberinizdeki kitabı tasdik edici olarak indirdiğim Kur’an’a iman edin.” nisa 47

Beğavi, Kurtubi ve Alusi tefsirlerinde zikredildiğine göre; İbn Abbas (r.a) şöyle buyurmuştur:

Resulullah (s.a.v) Efendimiz, Abdullah İbn Suriya ve Ka’b b. Eşref gibi Yahudi alimlerinin reisleriyle konuşurken onlara.

“Ey Yahudi cemaati! ALLAH’dan korkun ve Müslüman olun. VALLAHi şübhesiz ki siz benim size getirdiğim dinin hak olduğunu elbette bilmektesiniz.” buyurduğunda onların:

“Ya MUHAMMED! Biz Senin doğruluğuna dair bir şey bilmiyoruz.” demeleri üzerine ALLAHu Teala onlar hakkında bu ayet-i kerimeyi indirmiştir.

Cabir İbn Abdillah (r.a)’den rivayet edildi ki: Ömer İbn Hattab (r.a), ehl-i kitabtan aldığı tevrattan bazı ayetlerin yazılı olduğu bir kitabı Efendimiz (s.a.v)’e getirdi. Sonra Efendimiz (s.a.v)’e onu okuyunca, Efendimiz (s.a.v) kızdı ve şöyle buyurdu:
“Ey Hattab oğlu! Siz hayret edici (şaşkın) mısınız? Nefsim yed-i kudretinde olan ALLAH’a yemin ederim ki ben size onları (ehl-i kitabın kitaplarında yani Tevrat ve İncil’de olan bilgileri) bembeyaz, tertemiz (apaçık, karışıksız bir şekilde) getirdim.

Onlardan (ehl-i kitaptan) bir şey sormayın. Onlar size doğruyu haber verir. Siz onu tekzib eder (böylece küfre düşer) siniz. Veya bir batılı haber verir onu tasdik eder (böylece günaha girer) siniz. Nefsim yed-i kudretinde olan ALLAH’a yemin ederim ki, eğer Musa (a.s) sağ olsaydı bene tabi olmaktan başka bir çaresi olmazdı. Bir rivayette de ALLAHu Tealanın kitabı (Kur’an) size yeter buyurdu.”

(Ahmed İbn Hanbel Müsned / 15158, 5, 195)

Devamını Okumak İçin Tıkla »

Kategori Tefsir, İlim Öğreniyorum | Yorum Yok


Giriş
ListeNur.de - islami siteler listesi