Muhammediler İlim Yurdu

Kur’an’a Göre Diğer Semavi Kitapların Durumu

1st Kasım 2008

Kur’an’a Göre Diğer Semavi Kitapların Durumu

Tevrat, İncil ve Zebur’un asıllarına yani tahrif edilmemiş hallerine inanmak, kitaplara iman rüknünde dahildir. Bugün mevcud olan Tevrat, İncil ve Zebur ise, muharref olduklarından asla semavi kitap sayılamaz. Belki bu kitaplar, beşerin birer düzmesi haline gelmiştir. Bu kitaplar, Kur’an nazarında üç kısımdan müteşekkildir.

a) O kitapların asıllarına muvafık olan ayetleri, Kur’an tarafından tasdik olunmuştur.

b) Bir kısım ayetleri de Kur’an tarafından nesh olunmuştur.

c) O kitapların asıllarına muhalif olan ayetleri, Kur’an tarafından tashih edilmiştir.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri bu konuda şöyle buyurmaktadır:

“Kütüb-ü Sâlifenin ittifak ettikleri noktalarda muvafakat etmi‏tir. ihtilaf ettikleri bahislerde, mûsahhihane hakikat-‎ vak‎ay‎ faslediyor. Demek Kur’an‎n nazar-‎ gayb-bînisi, o Kütüb-ü Sâlifenin umumunun fevk‎nde ahvâl-i mâziyeyi gِrüyor ki, ittifakî mes’elelerde Mûsaddı‎kane onlar‎ tezkiye ediyor. ihtilafî mes’elelerde mûsahhihane onlara faysal oluyor.”
(Sözler / 425)

Madem bu üç noktayı diğer kitaplarda tesbit etmek mümkün değildir. Öyle ise semavi tek kitap, yalnız Kur’an-ı Mu’cizu’l-Beyan’dır ve Onun tasdik ve tashih ettiği kısımlar ancak semavidir. Diğer kısımlara semavi denilmez. Zira onlar semavi kitap olmaktan çıkmış, beşeri kitaplar haline gelmişlerdir.

Şimdi bu üç kısmı az da olsa izah etmeye çalışacağız:

a) O kitapların asıllarına muvafık olan ayetleri, Kur’an tarafından tasdik edilmiştir. Kur’an-ı Azimu’ş-Şan bu konuda şöyle buyurur:

يَا اَيُّهَا الَّذينَ اُوتُوا الْكِتَابَ امِنُوا بِمَا نَزَّلْنَا مُصَدِّقًا لِمَا مَعَكُمْ
“Ey kendilerine kitab verilenler! Beraberinizdeki kitabı tasdik edici olarak indirdiğim Kur’an’a iman edin.” nisa 47

Beğavi, Kurtubi ve Alusi tefsirlerinde zikredildiğine göre; İbn Abbas (r.a) şöyle buyurmuştur:

Resulullah (s.a.v) Efendimiz, Abdullah İbn Suriya ve Ka’b b. Eşref gibi Yahudi alimlerinin reisleriyle konuşurken onlara.

“Ey Yahudi cemaati! ALLAH’dan korkun ve Müslüman olun. VALLAHi şübhesiz ki siz benim size getirdiğim dinin hak olduğunu elbette bilmektesiniz.” buyurduğunda onların:

“Ya MUHAMMED! Biz Senin doğruluğuna dair bir şey bilmiyoruz.” demeleri üzerine ALLAHu Teala onlar hakkında bu ayet-i kerimeyi indirmiştir.

Cabir İbn Abdillah (r.a)’den rivayet edildi ki: Ömer İbn Hattab (r.a), ehl-i kitabtan aldığı tevrattan bazı ayetlerin yazılı olduğu bir kitabı Efendimiz (s.a.v)’e getirdi. Sonra Efendimiz (s.a.v)’e onu okuyunca, Efendimiz (s.a.v) kızdı ve şöyle buyurdu:
“Ey Hattab oğlu! Siz hayret edici (şaşkın) mısınız? Nefsim yed-i kudretinde olan ALLAH’a yemin ederim ki ben size onları (ehl-i kitabın kitaplarında yani Tevrat ve İncil’de olan bilgileri) bembeyaz, tertemiz (apaçık, karışıksız bir şekilde) getirdim.

Onlardan (ehl-i kitaptan) bir şey sormayın. Onlar size doğruyu haber verir. Siz onu tekzib eder (böylece küfre düşer) siniz. Veya bir batılı haber verir onu tasdik eder (böylece günaha girer) siniz. Nefsim yed-i kudretinde olan ALLAH’a yemin ederim ki, eğer Musa (a.s) sağ olsaydı bene tabi olmaktan başka bir çaresi olmazdı. Bir rivayette de ALLAHu Tealanın kitabı (Kur’an) size yeter buyurdu.”

(Ahmed İbn Hanbel Müsned / 15158, 5, 195)


وَامِنُوا بِمَا اَنْزَلْتُ مُصَدِّقًا لِمَا مَعَكُمْ وَلَاتَكُونُوا اَوَّلَ كَافِرٍ بِه
“Ve beraberinizdeki kitabı tasdik edici olarak indirdiğim Kur’an’a iman edin, onu inkar edenlerin ilki olmayın.” Bakara 41

b) O kitapların bir kısmı ise: Kur’an tarafından nesh edilmiştir. Bu hususta Kur’an-ı Kerim şöyle buyurmaktadır:
الَّذِينَ يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِيَّ الأُمِّيَّ الَّذِي يَجِدُونَهُ مَكْتُوبًا عِندَهُمْ فِي التَّوْرَاةِ وَالإِنْجِيلِ يَأْمُرُهُم بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَاهُمْ عَنِ الْمُنكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَآئِثَ وَيَضَعُ عَنْهُمْ إِصْرَهُمْ وَالأَغْلاَلَ الَّتِي كَانَتْ عَلَيْهِمْ فَالَّذِينَ آمَنُواْ بِهِ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَاتَّبَعُواْ النُّورَ الَّذِيَ أُنزِلَ مَعَهُ أُوْلَـئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
“O rahmetim ehl-i kitâbdan şu kimselere hasdır ve vâcibdir ki; onlar Nebîy-yi Ümmî olan o Resûle (Hz. MUHAMMED’e (a.s.m.)’a) ittibâ eden kimselerdir ki, o Resûl-i Ümmî’nin evsâfını o ehl-i kitâb yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı olarak buluyorlar. O Rasûl-i Ümmî, onlara ma’rûfu (tevhidi ve evâmîr-i İlâhiyeye itâati) emreder ve münkerden (küfürden ve günahlardan) nehyeder. Ve temiz şeyleri (sığır ve koyunların içyağları, develerin etleri ve sütleri gibi) onlara helâl eder ve hâbisâtı (kan, domuz eti, fâiz ve rüşvet gibi) onlara harâm eder. Ve onların üzerindeki ağır hükümleri ve bendleri kaldırır ve hafifletir. Öyle ise ehl-i kitâbdan o kimseler ki (Abdullah ibn-i Selâm ve Necâşî ve ashâbları gibi), bunlar o Nebîy-yi Ümmî’ye îmân ettiler ve onu ta’zîm edip, kılıçlarıyla ona yardım ettiler ve o Rasûlle berâber indirilen nûra yâni Kur’ân’a ittibâ ettiler (yâni Kur’ân’ın helâlini helâl ve harâmını harâm kabûl ettiler.) İşte felâha yâni kurtuluşa erenler, yalnız onlardır. (Böyle bir îmâna sâhib olmayan Yahudî ve Hıristiyanlar kurtuluşa erenler değillerdir. Yâni Yahudî ve Hıristiyanlar ehl-i necât değildir.)” Araf 157 tefsir-i İbni Abbas, beyzavi

c) Kur’an’dan evvel nazil olan kitapların bir kısım ayetleri de daha Peygamber (a.s.m) gönderilmeden evvel onların din adamları tarafından tahrif edilmişti. Beşerin yanlışları bu kitaplar içine girmiş ve üzerinde kalem oynatılmıştı. Bu kitapların tahrif edildiği hususunda Kur’an-ı Azimu’ş-Şan’da bir çok ayet-i kerime bulunmaktadır. Nümune olarak birkaç ayet-i kerimeyi naklediyoruz:

Birincisi:
يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِه
“Onlar, Kur’anın evsafını beyan hakkında Tevratta nazil olan ayetleri, Resulullah (A.S.M)’ın evsafından ve bi’setinden haber veren kelimeleri ve ahkam-ı İlahiyeyi yerlerinden tağyir ederler ve Tevratı lafzen ve manen tebdil ederler.” Nisa 46

Müfessir Fahri Razi’nin beyanına göre; tahrif: Bir kelimenin makamına diğer bir kelime yazılmakla olduğu gibi; te’vilat-ı faside ile manasını tağyir etmekle dahi olur.

İkincisi:

فَوَيْلٌ لِلَّذينَ يَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِاَيْديهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هذَا مِنْ عِنْدِ اللّهِ لِيَشْتَرُوا بِه ثَمَنًا قَليلًا فَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا كَتَبَتْ اَيْديهِمْ وَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا يَكْسِبُونَ

“Ukubet-i azime veya cehennemdeki veyl deresi şunlar içindir ki, onlar elleriyle tahrif olunmuş kitabı yazıp sonra bu ALLAHu Teala tarafındandır diye rüşvet almak için az bir baha ile satarlar. Veyl onlar içindir ki ALLAH’ın gönderdiği kitabı tağyir edip elleriyle yazdılar ve yine veyl o kimseler içindir ki onunla rüşvet ve haramı kesbettiler.”

Rivayet olunuyor ki, hicret-i saadette ulema-i Yehud riyasetlerinin elden çıkması korkusuyla Tevrat’ta Peygamber (a.s.m)’ın vasfı, “orta boylu, kara gözlü ve buğday renkli” diye musarrah iken “uzun boylu, mavi gözlü ve beyaz renkli” diye tahrif eylemelerine binaen avam, “Va’d edilen Peygamber bu değildir.” diye inkar ettiler. Bakara 79 Mevakıb Tefsiri

Üçüncüsü:

وَاِنَّ مِنْهُمْ لَفَريقًا يَلْوُنَ اَلْسِنَتَهُمْ بِالْكِتَابِ لِتَحْسَبُوهُ مِنَ الْكِتَابِ وَمَا هُوَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَقُولُونَ هُوَ مِنْ عِنْدِ اللّهِ وَمَا هُوَ مِنْ عِنْدِ اللّهِ وَيَقُولُونَ عَلَى اللّهِ الْكَذِبَ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

“Ehl-i kitaptan bir gurup, kitabı okurken tahrif ettiklerini kitaptan sanasınız diye dillerini eğip bükerler. Halbuki okudukları o elfaz kitaptan değildir. Ve tahrif ettikleri lafızların taraf-ı İlahiden olduğunu söylerler. Halbuki o, taraf-ı İlahiden değildir. Çünkü kendileri ihdas etmiştir. Onlar bile bile ALLAH’a iftira ediyorlar.” Al-i İmran 78

Dördüncüsü:

اَفَتَطْمَعُونَ اَنْ يُؤْمِنُوا لَكُمْ وَقَدْ كَانَ فَريقٌ مِنْهُمْ يَسْمَعُونَ كَلَامَ اللّهِ ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُ مِنْ بَعْدِ مَاعَقَلُوهُ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
“(Şimdi ey mü’inler! Yahudilerin size inanacaklarını umar mısınız? Halbuki onlardan bir zümre vardır ki ALLAH’ın kelamını) Tevratı (dinlerler ve duyarlardı da hakkı anladıktan sonra onu bile bile değiştirirlerdi.” Bakara 75

Beşincisi:

فَبِمَا نَقْضِهِمْ ميثَاقَهُمْ لَعَنَّاهُمْ وَجَعَلْنَا قُلُوبَهُمْ قَاسِيَةً يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِه وَنَسُوا حَظًّا مِمَّا ذُكِّرُوا بِه وَلَاتَزَالُ تَطَّلِعُ عَلىخَائِنَةٍ مِنْهُمْ اِلَّا قَليلًا مِنْهُمْ

“(Ahidlerini bozmaları) ahir zaman Peygamberine iman ve yardım edeceklerine dair verdikleri sözden dönmeleri (sebebiyle onları lanetledik) rahmetimizden kovduk (ve kalplerini katılaştırdık ki onlara hiçbir nasihat tesir etmez ve söz dinlemez bir hale geldiler. Onlar, kelimeleri) ahir zaman Peygamberine ait Tevrat’taki vasıfları ve recm gibi bazı ayetleri ( yerlerinden değiştirir, tahrif ederler ve kendilerine zikrolunup vaaz olundukları Tevratın ayetlerinden nasiplerini unutmuşlardı. İçlerinden pek azı) Abdullah ibn Selam ve arkadaşları gibi iman edenler (müstesna, onlardan daima bir hainlik görürsün.” Maide 13

Görüldüğü gibi ALLAHu Teala Kur’an-ı Kerimin bir çok ayet-i kerimesinde açık olarak Tevrat ve İncilin tahrif edildiğini beyan etmiştir.

Eğer denilse; bu kitaplar semavi kitap oldukları halde niçin kolayca tahrif edildiler?

Elcevab: Evvela ALLAH (c.c.), Kur’an’ı muhafaza edeceğine dair şöyle buyuruyor:

اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ

“Kur’an’ı kesinlikle biz indirdik ve elbette O’nu her türlü tebdil ve tahriften yine biz koruyacağız.” Hicr 9

Demek Kur’an’ın muhafazasını bizzat ALLAH üstlenmiştir ve bu muhafaza O’na aittir. Fakat diğer semavi kitapları koruyacağına dair ALLAH’ın böyle bir taahhüdü yoktur. Bilakis o kitapların muhafazası, şu ayetin ifadesiyle onların din adamlarına bırakılmış ve onlardan istenmiştir. Şöyle ki:
بِمَا اسْتُحْفِظُوا مِنْ كِتَابِ اللّهِ
“ALLAH’ın kitabını korumaları kendilerinden istenmeleri sebebiyle…” Maide 44

Ayet-i kerimesinin hükmünce o kitapların muhafazası, ulema-i Beni İsrail’e bırakılmıştır. Onlar da ahkam-ı İlahiye’yi ve evsaf-ı Nebeviyeyi tağyir ve tebdil etmek suretiyle o kitabları muhafaza etmediler.

Saniyen: O kitapların derece-i belağat ve fesahetleri Kur’an’a yetişemediğinden bu kitaplar, beşerin sözlerinden kolayca ayırt edilemiyordu. Bu yüzden bu kitaplarda rusuh peyda edip mahir olmayan kimse o kitaplarda yapılan bu tahrifatı anlayamazdı.

Salisen: Zamanla ulema-i Ben-i İsrail’in ahbarları ve Nasara’nın rahipleri, kendilerini peygamberlerin yerine koyarak ALLAH’ın vekilleri olduklarını avama kabul ettirdiler. Böylece onların sözleri ALLAH’ın sözleri diye kabul edildi. Dolaysıyla hahamlar ve rahipler, kendi heva-i nefislerine uyarak Tevrat ve İncil’i tahrif etmek suretiyle ALLAH’a iftira ettiler ve böylelikle en büyük küfür ve zulmü irtikap ettiler.

Şimdi Tevrat ve İncilde yapılan tahriflerden bir kısmını nümune olarak zikrediyoruz:

Nasraniyetin batıl bir din olduğu ve Hz. İsa’ya (a.s.) indirilen İncil’in aslına dayanmadığı İncil’deki birçok tahrifattan anlaşılıyor. Hidayet-ul Heyara adlı eserden iktibasen numune olarak birkaçını zikrediyoruz.

“Şakirtleri ona (Hazret-i İsa’ya), “İşte şimdi aşikare söylüyorsun ve hiç temsil söylemiyorsun. Şimdi biz her bir şeyi bildiğini ve bir kimsenin sana sual etmekliğine muhtaç olmadığını anladık. Bu sebebe mebni ALLAH’tan huruc ettiğine inanıyoruz” dediler.” Yuhanna 16. bab 29.30.

Bu ayette haşa ALLAH’ın cisim olup, Hz. İsa’nın (a.s.) onun bir parçası olduğu ifade edilmektedir. ALLAH hakkında böyle bir şey düşünmek ise küfürdür. ALLAH cisim ve cismani değildir, maddeden mukaddes ve kayıttan münezzehtir.

Hz. İsa’nın (a.s.) dini, İslam ve tevhid dinidir. Hz. İsa (a.s.) peygamberliği süresince Beni İsrail’i tek bir ilaha ibadete davet etti. Hz. İsa (a.s.) göğe çekilince Yahudilerin Hz. İsa (a.s.) hakkında haşa sihirbaz, mecnun, veled-i zina demelerine karşılık, Hıristiyanlar Hz. İsa (a.s.)’ya haşa! ALLAH’ın oğlu dediler.

Hz. İsa (a.s.), Hz. İbrahim (a.s.)’a ittibaen sünnet oldu ve kavmine sünnet olmalarını emretti. Ama Hıristiyanlar Hz. İsa’dan (a.s.) sonra, Yahudilerin sünnet olduğunu gördüklerinde sünnet olmayı terk ettiler.

Hz. İsa (a.s.) taharete (temizliğe) dikkat ederdi. Cünüplükten dolayı yıkanırdı. Kavmine de guslü emrederdi. Hayız olan kadının temizlendikten sonra yıkanmasını emrederdi. Hıristiyanlar ise, Hz. İsa (a.s.)’dan sonra cünüb olarak ve taharete riayet etmeden namaz kılmayı daha üstün tuttular. Yahudilerin hayız döneminde eşleriyle beraber yemek yemediklerini, onlarla oturmadıklarını gördüler. Hıristiyanlar ise hayız döneminde bile hanımlarına yaklaştılar.

Hem Hıristiyanlar Hz. İsa (a.s.)’dan sonra domuz etini yemeyi helal kabul ettiler ve bunu dinlerinin bir şiarı olarak gördüler. Yahudiler, birçok hayvanın etini yemeyi haram kabul ettiler. Hıristiyanlar ise, filden tut ta sineğe kadar her hayvanın etini mübah gördüler. Halbuki Hz. İsa (a.s.) eti yenilecek ve eti yenilmeyecek hayvanları onlara beyan buyurmuştu.

Hz. İsa (a.s.) Beyt-i Makdis’e yönelerek namaz kılardı. Kavmine de bunu emretti. Ama Hıristiyanlar, Yahudilerin Beyt-i Makdis’e yönelerek namaz kıldıklarını görünce kıblelerini değiştirdiler, doğuya yöneldiler.

Hz. İsa (a.s.) sebt (cumartesi) gününe tazim ederdi. Tevrat’ın hükmü bu idi. Hıristiyanlar ise Hz. İsa’dan sonra Yahudilerin cumartesi gününe tazim etmesine karşılık Pazar gününe tazim ettiler.

Hıristiyanlar, Yahudilerin haç kullanmaktan şiddetle kaçtıklarını gördüler. Onlar ise haç’a tazim ettiler.

Hıristiyanların inancında zina eden, livata yapan, içki içenlere dünyada had (ceza) olmadığı gibi ahirette azap da yoktur. Çünkü rahipler onları vaftizle günahlardan arındırır. Halbuki Hz. İsa’nın şeriatında bunlar kebair günahtı. Hem dünyada hem de ahirette cezası vardır.

Amma Yahudilerin batıl itikadları ve şirk akidelerine gelince; onların da, İslamiyet’ten ve tevhidden uzak ve hakiki Tevrat’a muhalif öyle itikadları vardır ki, bu inançlarıyla birlikte nasıl onlara hakiki manada ehl-i kitab denilir ve ehl-i necat olabilecekleri ve onlarla dost olunabileceği düşünülebilir anlamak mümkün değildir. Şöyle ki:

Yahudiliğin de Hıristiyanlık gibi batıl bir din olduğu ve Hz. Musa’ya (a.s.) gelen Tevrat’ın aslına dayanmadığı Tevrat’taki birçok tahriflerden anlaşılıyor. Şöyle ki:

“Ve günün serin vaktinde, bahçede gezen Rab ALLAH’ın sadasını işitmeleriyle Adem ile zevcesi, Rab ALLAH’ın huzurundan bahçenin ağaçları arasında gizlendiler. Ve Rab ALLAH, Adem’e nida edip “nerdesin?” dedi. O dahi “senin sadanı bahçede işittiğimde üryan olduğum için korktum ve gizlendim” dedi.” Tekvin 3. Bab 8,9,10

Bu ayetlerde “bahçede gezen Rab ALLAH” ifadesiyle haşa ALLAH’ın insan gibi hava almaya muhtaç olduğu, gezip dolaştığı, “Adem ile Zevcesi Rab ALLAH’ın huzurunda bahçenin ağaçları arasında gizlendiler. Ve Rab ALLAH, Adem’e nida edip nerdesin dedi” ifadesiyle de ALLAH’ın ilminin her şeyi ihata etmediği, birtakım şeylerin ona gizli kalabileceği belirtilmektedir. Haşa ALLAH’ın gına-yı mutlakına ihtiyaç ve ilim sıfatına noksanlık nisbet edilmektedir. Bu ise küfürdür.

“İmdi semavat ile zemin ve onların bütün cünudu ikmal olundu. Ve ALLAH, işlediği işini yedinci günde itmam ile işlediği işin ürriyet yedinci günde istirahat eyledi. Ve ALLAH, halk ederek işlediği işin ürriyet n yedinci günde istirahat eylediği için, ALLAH onu mübarek kılarak takdis eyledi.” Tekvin 2. bab 1,2,3

Bu ayetlerde “ALLAH yedinci günde istirahat eyledi” ifadesiyle Cenab-ı Hakk’ın kudretinin hudutlu olduğu belirtilmektedir. Halbuki Cenab-ı Hak Kadir-i Mutlak’tır. Kudretinde hudud yoktur. Yorulmayı ona isnad etmek kudretine hudud koymak olduğundan küfürdür.

“Ve badehu ALLAH oğulları, Adem kızlarına takarrüb ettiklerinde onlardan evlatları oldu ki, bunlar kadim günlerden kuvvet ve şöhret sahibi oldular. Ve Rab, zeminde insanın şerri arttığını ve kalbinin cümle tasavvur ve efkarı hergün ancak daha şerir olduğunu gördü. Ve Rab, zeminde insan halk eylediğine pişman oldu.” Tekvin / 6. Bab / 4,5,6

Bu ayetlerde “ALLAH oğulları” ifadesiyle, ALLAH’a velediyet isnad edilmektedir. Halbuki ALLAH, Samediyet sıfatına haiz olduğu için kız ve erkek evlat edinmekten münezzehtir. Ona veled isnad etmek Samediyet’ine noksanlık nisbet etmektir. Bu ise küfürdür.

Yine “Rab zeminde insan halk eylediğine pişman oldu” ifadesiyle ALLAH’a pişmanlık isnad edilmektedir. Bu ise ALLAH’ın hem ilim, hem irade, hem de kudret sıfatında noksaniyeti ifade ettiği için küfürdür.

“Ve Yakub, kendisi yalnız kalmakla, bir adam seher vaktine değin onunla güreşir idi. Ve ona galip gelmeyeceğini gördükte uyluğu başına dokundu. Ve onun ile güreşmesinde Yakub’un uyluk başı yerinden çıktı. O dahi “Beni bırak. Zira seher vakti oldu” dedikte Yakub, “sen beni mübarek kılmayınca seni bırakmam” dedi. Ve ona “ismin nedir?” dedikte, “Yakub’dur” dedi. Ve ona “ismin bundan böyle Yakub değil ancak İsrail denilsin. Zira ALLAH ve insan ile mücahede edip galip oldun” dedi. Ve Yakub sual edip “lütfen ismini beyan eyle” dedikte, o dahi “niçin ismimi sual edersin?” diyerek onu orada mübarek kıldı. Yakub dahi “ben ALLAH’ı yüzyüze gördüm ve canım kurtuldu” diyerek ol mahalle “PENVEİL” (ALLAH’ın yüzü) tesmiye eyledi. “ Tekvin / 32. Bab / 24-30
Bu ayetlerde haşa ALLAH’ın Hz. Yakub’la (a.s.) güreştiği ve mağlup düştüğü ifade edilmektedir. Bu ise ALLAH’ın birçok sıfat-ı kudsiyesine, hususan kudret sıfatına noksanlık nisbet etmek olduğundan küfürdür. Halbuki Cenab-ı Hak Kadir-i alel ıtlak’tır. Hem ALLAH’ı, güreşmek gibi beşeriyet sıfatıyla tavsif etmek de küfürdür.

“Ve Lut, Suur’dan çıkıp iki kızıyla beraber dağda sakin oldu. Zira Suur’da sakin olmaktan havf edip iki kızıyla beraber bir mağarada sakin oldu. Ve büyük kızı küçüğe “pederimiz ihtiyar olup yerde dahi bütün dünyanın adetine göre bize takarrüb edecek bir er yoktur. Gel pederimize şarap içirip, onun ile yatarak pederimizden ürriyet peyda edelim” dedi. Ve o gece pederlerine şarab içirerek büyük kız girip pederiyle yattı. O dahi onun yatıp kalktığını bilmedi. Ve ertesi gün büyük kız küçüğe “işte dün gece ben pederimle yattım. Bu gece ona yine şarab içirelim de sen dahi girip onun ile yat ve pederimizden ürriyet peyda edelim” dedi. Ve ol gece dahi pederlerine şarab içirdiler ve küçük kız kalkıp onun ile yattı. Lut dahi onun yatıp kalktığını bilmedi. Böylece Lut’un iki kızı pederlerinden hamile oldular. “Tekvin / 19. Bab / 30-36

This entry was posted on Cumartesi, Kasım 1st, 2008 at 16:45 and is filed under Tefsir, İlim Öğreniyorum. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Yorum Ekle


Giriş
ListeNur.de - islami siteler listesi