Muhammedilerin İlim Yurdu

Namazın Hikmetleri 2

15th Eylül 2008

Namazın Hikmetleri 2

Muhterem Cemaat;

Bundan evvelki mevzuda farz namazların beş vakte tahsis edilmesindeki birini kısaca beyan etmiştik. Aynı meseleye bu mevzuda da temas edeceğiz.

Bilirsiniz ki insan yaratılış itibariyle gayet zaiftir. Her şey ona dokunur, onu müteessir eder. Hem gayet acizdir, belaları düşmanları pek çoktur. Hem gayet fakirdir, ihtiyaçları pek ziyadedir. Hem tembel ve iktidarsızdır, hayatın teklifleri pek ağırdır. Hem insanlık onu kainatla alakadar etmiştir. Sevdiği, arkadaşlık ettiği şeyler mütemadiyen ayrılıyorlar, bu hal onu daima incitiyor. Hem aklı ona yüksek maksatlar ve baki meyveler gösteriyor. Halbuki aklı kısa,ömrü kısa, iktidarı kısa ve sabrı kısadır. İşte şu haldeki insanın ruhu için;

Sabah namazı vaktinde, Kadir-i Zülcelal ve Rahim-i Zülcemalin dergahına niyaz ile namaz ile müracaat edip halini arz etmek, tevfik ve medet istemek ne kadar lüzumlu ve gündüzün başına gelecek ve beline yüklenecek işleri başarmak için ne kadar ehemmiyetli, dayanılacak bir nokta olduğu anlaşılır.

Öğlen namazı vaktinde, gündüzün kemali zevale meyli, günlük işlerin tekmili ve işlerin sıkıntısından muvakkat bir istirahat zamanı ve fani dünyanın bekasız ve ağır işlerinin verdiği gafletten ruhun teneffüse ihtiyaç vaktidir. Ruhu beşer o tazyikten kurtulup, o gafletten sıyrılıp o manasız ve bekasız şeylerden çıkıp Kayyum-u Baki olan Mün’imi Hakikinin dergahına gidip el bağlayıp, yekün nimetlerine şükür ve hamd edip istiane etmek, Celal ve Azametine karşı rüku ile aczini ve Kemal ve Cemaline karşı secde ile hayret ve muhabbet ve mahviyetini ilan etmek demek olan öğle namazını kılmak ne kadar güzel, hoş, lazım ve münasip olduğunu insan olan anlar.

İkindi namazı vaktinde, ebediyeti isteyen, ebed içim halk olunan ve firaktan elem duyan ruhu insan kalkıp abdest alıp Kadir, Baki ve Kayyum olan Allah’ın huzurunda zelilane rüku ve sücud edip hakiki kalbe bir teselli ve ruha rahatlık bulmak demek olan ikindi namazını kılmak ne kadar ulvi bir vazife, münasip bir hizmet ve gayet hoş saadet elde etmek demek olduğunu aklı başında olanlar anlarlar.

Akşam namazı vaktinde, yaz ve güz aleminin bir çok güzel mahluklarının kış başlarken hazin ayrılışlarını, hem insanın ölümünde bütün sevdiklerinden ayrılarak kabre girişini, hem dünyanın sekarat zelzelesi içinde olarak bütün sekenesinin başka aleme göçüşünü ve bu dünya lambasının söndürülmesi zamanını hatırlatır.

Devamını Okumak İçin Tıkla »

Kategori İlim Öğreniyorum, İtikadi Meseleler | Yorum Yok

15th Eylül 2008

Namazın Hikmetleri (Böyle Güzel Bir İzah Görmediniz)

Muhterem Cemaat;

Cenab-ı Hak bu ayet-i kerime ile ubudiyyetin hulasası olan namazı; sabah, öğlen, ikindi, akşam ve yatsı vakitlerine tahsis ettiğini ferman buyuruyor.

Namazın bu beş vakte tahsis edilmesindeki hikmetlerden birisi;

Her namaz vakti ehemmiyetli bir değişikliğin başı, çok büyük İlahi tasarrufun ve külli ihsanlarının birer ayinesi olduğundan o vakitlerde Allah’ı daha ziyade hatıra getirmek ve onun nihayeti olmayan büyüklüğünü düşünmek ve verdiği hadsiz nimetlerinin iki vakit ortasında toplanmış olan yekününe karşı şükür ve hamd demek olan namaza emir edilmiştir. Bundaki manayı anlamak için izah edelim;

Namazın manası; Cenab-ı Hakkı tesbih ve tazim etmek. Hem haline karşı kalben ve lisanen ve bedenen elhamdülillah deyip şükür etmektir. Tesbih, tekbir ve hamd namazın çekirdekleri sayılırlar. Bundan dolayı bu çekirdekler namazın her tarafında bulunduğu gibi namazdan sonrada bu mübarek kelimeler 33 er defa tekrar edilmesiyle namazın manası kuvvetleştirilmektedir.

İbadetin manası; Kulun kusur, acz ve fakrını Halıkının huzurunda ilan etmesi ve Rabbinin nihayetsiz Kemal, Kudret ve Rahmeti önünde hayret ve muhabbetini Ona secde ederek göstermesidir.

Allah kulundan şunları istiyor; İtaat etmesini, kusurunu görüp affını istemesini, Rabbinin noksan sıfatlardan münezzeh olduğunun Sübhanallah ile ilan edilmesini, kudretinin büyüklüğü karşısında Allah-u Ekber diyerek rükua gitmesini, nihayetsiz Rahmet-i İlahiyeye karşı fakr ve ihtiyacını anlayarak yalvarmasını, hadsiz in’am ve ihsanlarına Elhamdülillah demesini istiyor. Namazın hareketleri ve sözleri de bu manalara geliyor. Namaz kılan Allah’ın bu emirlerini yapmış olur.

İnsan şu büyük alemin küçücük bir numunesi, Fatiha-i Şerife, Kur’anın nurlu bir timsali, namaz dahi bütün ibadetlerin nurani bir listesi ve bütün mahlukatın ibadetlerinin yani; kıyam, rüku ve secde gibi envaını gösteren mukaddes bir haritasıdır.

Devamını Okumak İçin Tıkla »

Kategori İlim Öğreniyorum, İtikadi Meseleler | Yorum Yok

14th Eylül 2008

Fitre Vermenin Hükümleri Soru Cevap (Kimler Fitre Verir Kimlere Fitre Verilir Fitre Miktarı)

Fitre vermenin önemi

Sual: Fitrenin önemi nedir? Kimler verir, ölçüsü nedir?
CEVAP
İhtiyacı olan eşyadan ve borçlarından fazla olarak zekat nisabı kadar malı, parası bulunan Müslümanın fitre vermesi vacip olur. Nisaba malik değilse fitre vermesi vacip olmaz. Fakat vermesi iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Ramazan orucu, gökle yer arasında durur. Sadaka-i fıtr verilince yükselir.) [Ebu Hafs]

(Sadaka-i fıtr, oruçlunun, uygunsuz sözlerinden hasıl olan günahları temizler.) [Beyheki]

(Sadaka-i fıtr, zenginlerinize bir tezkiyedir. Fakirleriniz de verirse, Allahü teâlâ onlara daha çoğunu verir.) [Ebu Davud] [Tezkiye, temize çıkarma, temizleme demektir.]

Diğer üç mezhepte, bir günlük yiyeceği olanın fitre vermesi farzdır. Hadis-i şerifte, (Sadaka-i fıtrı, küçük büyük, zengin fakir herkesin vermesi gerekir) buyuruldu. (Ebu Davud)

Dinen zengin olmayan herkes, fitre, zekat alabilir. İhtiyacı olan eşya ve borçlarından fazla olarak, zekat nisabı kadar malı, parası bulunan müslümanın, fitre vermesi vacip olur. Fitre, zekat alması, haram olur. Fitre nisabına katılacak malın ticaret için olması şart olmadığı gibi, elinde bir yıl kalmış olması da gerekmez

Halk arasındaki zenginlikle, dinin bildirdiği zenginlik farklıdır. Nisap miktarı malı veya parası olmayan bir kimse, fakir demektir. Evi olmayan, kirada oturan bir kimse nisap miktarı paraya, altına veya ticaret malına sahip ise dinen zengin sayılır, böyle bir kimsenin zekat vermesi gerekir ve zekat alması caiz olmaz.

Ticaret için olmayan malların zekatı verilmez. Gelirleri nisaba dahil edilir.

Nisaba malik olmayan herkes fakir sayılır, zekat alabilir. Nisaba malikse fitre vermesi vacip olur. Asgari maaş alan bir kimse, borçları çıktıktan sonra, nisaba malik ise, zengin sayılır, fitre vermesi gerekir. [Nisap, 96 gr altın veya bu değerde para, ticaret malı demektir.]

Sadaka-i fıtr, Ramazan-ı şerifte verilir. Ramazandan önce ve bayramdan sonra da vermek caiz ise de bayram namazından önce verilmiş olması daha çok sevaptır. Şafii’de Ramazandan önce verilmez. Bayramdan sonraya da bırakılmaz. Hastalık gibi herhangi bir özürden dolayı oruç tutamayan kimsenin de, zengin ise fitre vermesi gerekir.

Sadaka-i fıtrın miktarı her yıl değişmez. Fitre olarak yarım sa’ buğday veya un, yahut bir sa’ arpa, hurma veya kuru üzüm verilir. Yarım sa ölçek, ihtiyatlı olarak 1750 gramdır. Bir sa’ ise 3500 gramdır. Bu miktarlar kıyamete kadar hiç değişmez. Fitre olarak, ya bizzat buğday, un, arpa, hurma veya kuru üzüm verilir. Yahut değeri kadar altın veya gümüş verilir. Buğday, un ve diğerlerini vermek güç olursa, bunların kıymeti kadar, ekmek veya mısır verilebilir.

Bu yılki fitre miktarları şöyledir:

Devamını Okumak İçin Tıkla »

Kategori Fıkıh ve Akaid | 4 Yorum


Giriş
ListeNur.de - islami siteler listesi